keyif

29 Ağustos 2010 Pazar


insan hep bir misafire ya da sevdiğine kek yapacak değil ya... 
 
bazende kendini şımartmalı 
 
                                                                      sıralanın bakalım keyif askerleri
yerim ben sizi
oh mis...
üzerinede açalım bi tıngırtı tıktık
:)

akçakese

22 Ağustos 2010 Pazar
ıssız adaya düşeceğim günü bekliyorum ...

madde-ışık

15 Ağustos 2010 Pazar

borusan müzik evi istiklal caddesi üzerindeki binasında madde-ışık isimli sergiye ev sahipliği yapıyor..  9 tane sanatçının madde-ışık temasını kullanarak teknolojik yerleştirmelerinin sergilendiği çalışmalar gerçekten ilgi çekici...   sergi tarihleride 11haziran -9ekim arası ...  belki yolunuz düşer...
kürotör richard castelli
MATRIX II isimli enstalasyon 
ervin redl - avusturya / abd 
(bu ışıkların içinde yürüyerek katılımda bulunabiliyorsunuz.)


 AQUAGRAF M.O.M step-motor animations
christian partos - isveç

 üstten görünüm
ONDULATION isimli enstalasyon 
thomas mcintosh- ing./kanada
emmanuel madan - kanada/alm.
mikko hynninen- finlandiya
(su-ışık ve ses)


YER- TÜRKİYE
sarah kenderdine - yeni zelanda
jeffrey shaw - avustralya 
49 mekanda çekilmiş panoramik fotoğraf ve videolardan oluşuyor
ve devamı sergide

polar panorama

10 Ağustos 2010 Salı
son eğlencem polar panorama
tavsiye edilir  ...
 

bu ruhu nerede kaybettik acaba ?

5 Ağustos 2010 Perşembe
chema smena 8m - kodak T400CN
nikon d60 

eskiden siyah beyaz fotolar, günlerce beklenen özlem dolu mektuplar vardı.
artık herşey çok renkli ,posta kutuları boş, mailler anında cepte ...

:)

29 Temmuz 2010 Perşembe

heyooooo...bugün benim doğumgünüm ... tastamam 34ün ilk gününe uyanmış bulunmaktayım ..çalsın sazlar oynasın kızlar ..3gün 3 gece şenlik istiyorum ...
nacizane bir önerim var. çocuk mocuk yapacaksanız yaz aylarında yapmayın kardeşim ... planlı olun kışın doğurunda yavrucak çocukluğundan itibaren ilk gençlik çağlarına kadar doya doya doğumgünü kutlayabilsin ... nedir o aylar  haziran temmuz ağustos ..göründüğü üzere bunun en ortasındaki ay da temmuz...yani temmuz doğmak için en ofsayt ay ...tüm kış arkadaşlarınıza hediye almak için karın ağrılarıyla geçer o doğumgünü bu doğumgünü davetlerine katılım için aileden vize onayı  abukluğuna bi taraflarınızı yırtarsınız sonra tüm kış yatırımlarınız ya yazlığa gider ya memlekete...sonra diğer kış gelir her üflenen mumda hay a.q yaw şöle bir doğumgünüm olmayacak mı ezikliğiyle doğumgünü çocuğundan önce dilek tutarsınız.... neyse yaş ilerledide  katılım az ama tadında doğumgünleri kutlamaları oluyor ve bende bana verilen bu hakla şımarabiliyorum ... şimdiden ganimetleri toplamaya başladım bile... (kıs kıs) daha bunun 44ü var ...54ü var...64ü var ...74ü var...84ü var ... belki 94üde vardır...bilemiyorum ...şımarınca böyle oluyor işte...

kamondo merdivenleri

27 Temmuz 2010 Salı
2 foto arasındaki 7 farkı bulunuz

yolumuzu haftasonu ne yaptık ettik kamondo ailesinin istanbul a kazandırdığı bu estetik harikası merdivenlere getirdik ... ve anladık ki henri  cartier bresson un 1965 te çektiği foto dan sonra belediyemizin katkılarıyla tam orta yerine sokak levhasını dikip saksılarıda misler gibi yerleştirmişiz..maksat yeşillik olsun ...

arıza

22 Temmuz 2010 Perşembe
sen daha uyu...kopyaladım bile :p

kulak memesi kıvamında

19 Temmuz 2010 Pazartesi
istanbul u canla başla bekleyen neferler olarak neden bir etkinliğe katılmayalım dedik
düştük yollara
efül efül rüzgarda dağıttık saçı başı 

uzanıp temiz havada, yeşil çimleri ayaklarımızın altında hissettik

yedik , içtik yazın nimetlerinden faydalandık

 
ama en çok jehan barbur'a hayran kaldık 

izlenenler

14 Temmuz 2010 Çarşamba
jim carrey varsa zaten bir abukluk vardır diye kabullenip öyle seyretmek lazım tamamda film de  oha artık bu nasıl oldu yaw dedirtiyor ... bence oyunculuk anlamında hakkını vermiş ve gene sınırları zorlamış jim carrey ... ben eğlendim ... gerçekten hoş vakit geçirilecek bir film ... sanki bu film ya sevilip kabullenilecek yada off nefret ettim tahammul edemeden kapattım denilecek türden bir film ..arasına pek müsade etmiyor eh idare eder denilemeyecek türden ... ben beğenenlerdenim...




John Cusack varsa bende varım severim bu şahsı dedim ...ilk başta +18 felan yazıyo ama yok öyle durumlar.... konusu basit olmasına rağmen inanılmaz güzel kurgulanmış... 80leri görüp bilenlerin çok eğleneceği bir film ... nerdeyse 80 leri sevdirecek ..oha yani ... allah bir daha 80 leri yaşatmasın diyorum ... beni güldürdü ... umarım sizide güldürür ...öneririm ...




çok uzun zamandır bu kadar içten ve bu kadar leziz bir film seyretmemiştim ...resmen film aaa bittimi keşke bitmeseydi diye tühlenip kulaklarınıza varan ağzınızı toparlamaya çalışarak geçiyor... önermeyi geçip, haddimi aşarak illaki izleyin baskısını yapmak istiyorum  ve bu filmi kaçırılmaması gerekenler listesine alıyorum ...

hoppalaa

12 Temmuz 2010 Pazartesi
zönk!!!...
nasıl yani yawww....

değişik

10 Temmuz 2010 Cumartesi
geçen akşam üniversite zamanından bir arkadaşıma rastladım ... ikimizde anadolu yakasında okuyup avrupa yakasında aynı apartmanda ikamet ediyorduk ...haylice yol almışlığımız var beraber yani.... sonra o evlendi taşındı bıdı bıdı ... hatun beni görünce şöyle bi süzüp iki sarılıp bi öptükten sonra 5 dk da bi ton soru sordu; nerde çalışıyosun ... kaç yıl oldu... nerde oturuyosun ... ev kiramı seninmi...arabaylamı geldin  ...bebek yokmu....bu ne hız yaw...ayaküstünde resmen gbt mi aldı ... peh...
bi de bu modelin tam tersi var...onlarda periyodik olarak arayıp nasılsın sorusunu sorup nasıl olduğunla ilgilenmeden kendi hayatlarındaki başarıları ve gelişmeleri anlatırlar... hamileyim ...ev aldım ...tatile italyaya gittik şöyle güzeldi...pilatesle 5 kilo verdim ... saçımı sarıya boyattım ... çocuğu okula yazdırdım yıllık şu kadar...yeni işe girdim ... sen gebersen umru olmaz o an ...sonra da ee hadi çok konuştuk deyip kaparlar teli bir de....
evet biz kadınlar değişiğiz...

kumkuma

7 Temmuz 2010 Çarşamba
geçen haftasonumuydu neydi...boğazda ağrı ile başladı ve sesim çıkmaz oldu... hala pek düzelmiş değil ...sabah kargası gibi... ses sanki başka bir yerimden çıkıyor, benim değil, bana yabancı...burnumla boğazım arasında entresan bir duygu bırakan iç gıcıklayıcı  sıvı var... zaman zaman nefes almamı zorlaştırıyor zaman zamanda kuru öksürük yapıyor...  hatta son iki sabahtır kusuncada haydi doktora dedim kendime.... geçen senede böyle olmuştu ... hatta bi kaç ay öncede.... geçmiyor...çok inatlaşmayayım oldum bu sefer....sabahtan aldım kbb randevumu ama herzaman olduğu gibi de randevu saatini kaçırdım ..oturup sıranın tekrar bana gelmesini bekledim ... hastanenin çıkardığı aylık yayınları okumaya başladım ... çok büyük bir hata...nasıl içim şişti anlatamam....yok meme kanseri ...yok geç hamileliğin riskleri.... yok bebeklerin ilk 36 saati... stresin zararları ...sanki derginin bana özel sayısı ....her sayfada daha bir daralma.... kapattım dergiyi ...derin nefes alarak gittim bir elimi yüzümü yıkadım ...döndüm geldim....daha içerde hasta var bekleyin dediler..... olur bekleyeyimde psikolojim çöktü burada.... sonra broşürlere bakmaya başladım ...hiç adını duymadığım bir hastalık ismi vardı ...açtım  pigment bozukluğundan kaynaklanan deri kanseri türüymüş...şöyle başlıyor beyaz tenli çilli insanlar daha bir risk altında....bu ben oluyorum ...vucudunuzda 100den fazla çil varsa risk altındasınız demektir.... yaw manyakmısınız... bugün çillerimi saymaya başlasam yarına bitmez .... çilli ve cildinde çokca ben olanların özellikle benlerini gözlemlemeleri erken teşhis için önem taşımakta.....hayat esmerlere güzel zaten ..çocukluğumdan beri çeşitli çil şakalarına maruz kalıp psikolojimi bozması  yetmiyomuş gibi,ömrümde bir kez bile bronzlaşamamış olmam yetmiyomuş gibi ,şimdide paranoyak olup kanserlemi mücadele edecem ....neyseki doktor o an sıranın bana geldiğini söleyip beni çağırdıda daha fazla küfretmeden asıl konuya geldim...ha evet şu erkekden dönme tuhaf sesim ve boğazıma takılı o gıcık için burdaydım ....doktor pc den bakıp hımmm geçen sene mart ayındada bu şikayet nedeniyle gelmissiniz buyrun muayene edeyim dedi oturttu bir koltuğa... kamerayla baktı ...oooo çok akıntı var.... burunda tıkanıklık varmı ...yok ....burunada bakalım ...ooo burnunuz ameliyatlımı ...hayır... çok güzel burnunuz varmış ...teşekkür ederim ama inanın şımaracak halim yok yaşım ilerlemesine rağmen gebelik geçirmemiş eğer bir gün karar verip gebe kalırsamda doğma ihtimali olan bebeği bekleyen septomları az önce okumuş ve zihnini cilt kanseri saçmalığına saplamış çillinin önde gideniyim diyemedim tabii...burnunuzu ameliyat edelimmi...hoppala ....sebep...değiştirmek istediğiniz beğenmediğiniz bir yeri olabilir ....yooo iyi böle... artık ağrısız acısız oluyor ameliyatlar ..sizde beğendiniz ya iyi benim burnum .... birde içine bakalım ...çıkardı kocaman metal bişey soktu burnuma ...hiç bukadar düzgün kemikli bir burun görmemiştim ..burun kemikleriniz cetvelle yapılmış gibi... burnunuzun içinin fotoğrafını çekebilirmiyim .... burnumda o metal varken cevap veremedim ama ilk fırsatta hayır dedim .... çüş ..(ekrandan burnumun içini gösterdi.. kurumuş sümükler burun kıllarımı burnumum yan duvarına yapıştırmış gayet iğrenç görünüyor....öyykkk) boğazım niye böle konusuna dönmeye çalışarak neden akıntı boğazımda birikiyor dedim ... sinüslerde bir kapımı ne varmış ... o kapı kapalıysa akıntı yapar kapı altından usulsuzce başka yerlere akarmış...eee yani...kapımı kapalı ....belki.....film çekmek lazım ... eee çektiniz kapalı sonra nasıl açılıyor.... haa o mu...ameliyatla ..çok kolay ...ertesi gün iştesin ...problem yok...tek derdim işten bir gün uzak kalmak ya benim ...adam taktı herşekilde beni ameliyat edesi var ..bence bu doktorlar bunca yıl okudum neden ameliyat etmiyorum deyip böyle mesleki bir rahatsızlık içine giriyolar...yaw gördüğün her burnu ameliyat edeceksin diye bişey yok .... ben bir ilaç denesek felan dedim ... haa tabi önce yazdıklarımı bir kullan ...kuvvetli bir antiyotik verecem gebelik varmı... bir sen sormamıştın şu ana kadar...nerdeyse hamile değilim yaka kokartı takıp gezecem memlekette çünkü evli her kadının ilk görevi gebe kalmaktır ya. .... neyse ..döşedi teker teker  ilaçları ...yok yani doktorda olsa bana septomlusu ayrı bir delisi denk geliyor... normal insana hasretim ... deli deliyi çeker misali hep burnumun ucundalar.... oturmuş pc başına hastane kayıtlarından şimdiye kadar gittiğim bütün doktorları görüyor soruyor adam ... sanki her derdime deva olacak...doktorunda meraklısı hiç çekilmiyor...hımm 2 yıl önce el cerrahına gitmişsin elindeki problem ne ...eeee mause tutmaktan mesleki deformasyona uğradımda.... amerikadan böle bişey aldım mause tutarken bileğinizin altına koyuyorsunuz eliniz rahat ediyor... yok doktor bana şunu verdi deyip çantamdan çıkardım bilek destek zımbırtısını ....yok bu bir işe yaramaz.... yaw doktor verdi diyorum niye işe yaramasın kaç yıldır kullanıyorum işte.... bence bundan almalısın çokta ucuz 1 dolar....türkiyeye gelmiştir..ben gene gidince alacam  amerikadan ....daha öncede 5-6 tane almıştım zaten...eeee ne yani arayıp arada ne o şekerim ne zaman gidiyosun amerikaya banada bir dolarlık zımbırtıdan getirecenmi diye hatırlatmamı yapmam lazım ..ben memnunum dedim bu anlamsız konuşmanın artık bitmesi adına.... konuşmaktan yazmayı bitiremediği reçeteyi sonunda elime tutuşturda kendimi dışarıya attım ...off yawww.... cümleten geçmiş olsun ...

gönülçelen

6 Temmuz 2010 Salı
methini çok duyup okumak istemiştim ama kitabı hep gönülçelen olarak aramıştım ..meğerem çavdar tarlasında çocuklar olarak türkçeye çevrilip yapıkredi yayınlarından çıkmış ... arkadaşımın elinde görünce gözlerim parladı ...o okur okumazda sıra bana geldi... malum ilkgençlik çağına dair bir roman ..okumak için biraz geç kalmış olsamda sonunda bu romanın benim durağımada uğramasından inanılmaz mesudum ...  başroldeki  "holden caulfield" karakteri herşeyden nefret etmesine karşın bağrınıza bastığınız, bir dönem illaki  bünyede hissettiğiniz türden isyanlara gebe, gençliğin baharında,  asi bir ruha sahip aslında sevgi dolu bir kişilik ... okudukça  (orjinali küfürlüymüş türkçeye gayet kibar çevrilmiş olmasına rağmen ) rahatladım ...her küfrü ben ediyorum sanki öyle  bir rehavet çöktü üzerime...bazen insana herşey fazla gelir, dünya üzerine üzerine geliyormuş gibi olur ya holden de durum bazeni aşmış baya bir yerleşik duygu halini almış, öfkeli şirin tadında.... sinemadan ,oyunculardan ,yapmacıklıktan,yalandan ,okuldan,aptal ergenlerden sayamayacağım kadar çok şeyden nefret ediyor...kitap okumayı çok seviyor bir de kız kardeşini ...olayları ve kişilikleri anlatırken ki uslubuna bayıldım ...okuyan herkesin gönlünü çelebilecek bir kişilik ... hakkaten olabileceğinin fazlasıyla öfke , nefret ve olumsuz duygu zikredilirken nasıl oluyorda kitap insanın içini ısıtacak sıcaklıkta hoş bir tebessümle bitip sizi şaşırtıyo bilemiyorum ..ustalık bu olsa gerek ....                   

d.i.h.o

4 Temmuz 2010 Pazar
malum yaklaşık 5 - 5,5 ay evde bir başıma kalakaldım ... daha öncede kutupayusu askere gidecek diye bir salmışlık vardı ... o dönmeye yakın eve bir baktım ev baya bir insani yaşam standartlarının dışına çıkmış ... geçen hazirandan beri pencereler silinmemiş...eve gün ışığı sızamıyor...(oha.. neyseki annem okumuyor bu yazdıklarımı) ben işte yaşamsallık adı altında bişeyler yapıyordum ..işe gidecek kadar kıyafet yıkayıp ütüleme ...ölmeyecek kadar yemek hazırlayıp ki bu genelde hazır yiyecekler yada anneden taşınan yiyecekler ve geneldede tek tabak olduğundan kelli pek bir çabaya hacet kalmıyordu .... işte arada nevresim değiştirme felan öyle yuvarlanıp gidiyordum ..bana kalsa işe bile pijamayla gidip aylarca üstümü değiştirmeme kapasitesi var ama malum toplum buna hazır değil .... neyse ben askerdeki şahsı olaya alıştırma açısından o gelmeden bi 10 gün önceden başladım durumun idraki için ufak detaylar vermeye... o gelincede ortak hesap kitapla bu evi kireçlemeli ve dezenfekte etmeli fikri karar aşamasına geldi ve acilen bir boyacı arama tarama timi kuruldu ...evimiz zaten kıç kadar...wc de osursan salondaki insanoğlu duyabiliyor..bu açıdan boyama işlemi 2 günde halloldu ..amma velakin boya işini geçtim bi evi tekrar hayata kazandırmak ne kadar meşakkatli bir işmiş bunu baştan kestirememişiz onu anladım... evin boyanması nerdeyse bir ay oldu ...dolap içlerindekilerin yıkanıp ütülenmesinin en son noktası  bu güzel güneşliı nadide yaz pazarına kadar uzadı...bu arada farkettiğim başka bir nokta ev çöp eve dönmüş..poşetler yetmedi evden çıkardıklarımıza...anlamadım napıyorum ben..ne bulsam saklamışım ... bir gün gelecek ve işime yarayacak havasına... bu arada ev de yaşama alanı kalmamış meğerem...kütüphaneden bi ton dergi gazete eski kitaplar paket yapıldı ..giyilmeyen kıyafetler ayrıldı ...ayakkabılar kutularına kaldırıldı unutulanlar günışığına çıktı ...vs vs... ne çok ıvır zıvır durum ...taşınsam daha iyidi sanki... bu kadar uğraşmaya seneye taşınırımda ben ..demedi demeyin ..neyse...boyacı ayarlandı boya almaya gidildi ... ne renk olsun felan ..ben bir an bir odanın bir duvarının siyah olması gerektiğini düşündüm ... olurmu olur havasına gazladık gitti..boyacı felan olayı baya abuk bulduysada biz ikna olmuştuk bir kez..ani alınan bu karar nedeniyle iş yerinde tırım tırım siyah oda nasıl olur yoksa yapmasamıydık endişesiyle işi gücü bırakıp netten siyah duvarlı oda arayışına girdim bile...böyle fotoları siyah beyaz bastırtır çerçeveler asarım ..yan duvarada siyah çerçeve koyarız vay be felan hayellerini yeşertip çiçekler açtırırken evden bir telefon geldi... myk acep biz bu duvarı siyap yaptık ya diyorum ki tüm oda siyahmı olsun ..süper oldu yaw telefonunu alınca noluyo yaw oldum ...biran önce saat 6 olsada eve varıp baksam yeni yaşam alanımıza.... velhasılı eve gidip görünce içim açıldı valla.... evet evet ...siyah duvara bakıyosun ve kayboluyosun ..tamamen bir derinlik ..bir dinlenme...hem migren içinde ayrıca bir artı ... resmen salyalarım akıyo duvara bakınca... hemen foto çekmeye başladım o iştahla evin dandini olmasını önemsemeyip...aslında bu fotolar tripot kurulup çekilse daha başka olurlardı ama bende o sabır ne gezer..heyecanlı bir kişiliğimdir... aaa şöle dön bölede çekeyim ... of harika bu duvar nidaları baya bir gün sürdü ....velhasılı gözümden sakınır oldum duvarı ..öle çerçeve felanda asamam böle kayboluyorum bakıp bakıp ne güzel tavırlarım devam ediyor... henüz bugün pc ye aktarılması nasip olan fotolara bakarkende gene bir heyecan basıp lannn bu movie makercık ne işe yarıyo böle ben bu kutupayusunu döndürsemmi felan diye düşünürken ahanda böle bir videoyuda aradan çıkardık ...pek bir şey değil işte emeğe saygı pilissss..... çok eğlenceliymiş ... devamını bekliyorum kendimden ...
 (bakınız: askerden yeni dönmüş sosyal hayata intiba etmeye çalışan kutupayusu)
 
d.i.h.o from mykuuu on Vimeo.

takılberi

3 Temmuz 2010 Cumartesi
ben yemeğin renklisini mis kokanını yedikçe yenilesini severim ...

tezgahın üzerindeki bu renk curcunasına şahit olunca dayanamayıp şipşakladım ...
yemek yapma konusunda süper şipşakcıyımdır...yemek yapanı iyi oyalar iyi motive eder midemi bayramsız bırakmam ... tarifine gelince valla sormadım gördüğümü çektim ... hemen olan bir yemek ..yeterki elde malzeme olsun... işte sahneler bunlar...
sonra hopppp.... hepsi aynı yerde buluşup kaynaşıyor....
ve final 
 sordum ismi takılberi imiş..... yersen 
ohh...
karnım tok 
sırtım pek 
: )

çok ta mikiamo kome skiamo zaten

30 Haziran 2010 Çarşamba
şu an bir yerlerde tatil yapanlar var.... üzerilerine hiç vazife değilken bekar beyfendilere tam donanımlı hoş hatunlar bulan çöpçatanlar var...trafikte kırmızı ışıkta geçip uyanıklık yaptığını düşünen sırıtan suratlar var...yüzüme bakıp aslında süper insanlarız imajı verip arkamdan laf edenler var ... laf salatarıyla karınlarını doyurup formda kalanlar var ... kısacık ömrünü bütün gün masamın üstünde dönüp durarak geçiren kelebekler var ... haziranda yağan sağnak yağmurların arkasından çıkan gökkuşağı  var...evet var..henüz görmedim ama açıklarda olduklarını biliyorum ... içimde kocaman bir şiddet var ..boğazımda da kesik bir ağrı ... sesim soluğum çıkmıyor....telefonlara kadrolu sapık olarak cevap veriyorum ... yok hayır yatak odasındada değilim ...masamın başımdayım ...herzamanki gibi... akşama ziyafet var...annemin mutfağında mis kokular var .... hah tabi ki en çok ta uykum var.... geriside fifi zaten ....

aniden

22 Haziran 2010 Salı
pazar gece yarısından sonra aniden patlayan gökyüzünü takibe alıp şimşekleri yakalamaya çalıştım ... amma velakin durum umduğum gibi değilmiş...şiddetli sesten sarsılıyorum galiba hiç netleyemedim ....ama genede keyifli bir denemeydi..

                                                              anlık aydınlanan gökyüzü

                                                                          karanlık
                                                                           yağmur
                                                                     toprak kokusu
                                                                           tık tık

yeniden

21 Haziran 2010 Pazartesi
son günlerde paso malt dinliyorum ... bu şarkıyı ilk duyduğum andan beri tam da benlik deyip tekrar tekrar dinleyip mırıl mırıl söleyip duruyorum ...dün tv açık...bir müzik kanalı kendi haline bırakılmış...ben öbür odadayım .... bu şarkıyı duyunca koştum geldim tv karşısına dedim herhal klip buna çekilmiş vay be şansa bak .... o da ne...bu şarkıya klip çek deseler ben böle kendi psilojimi yansıtan bu klibin aynısını çekerdim valla.... şarkı resmen kolum bacağım gibi bünyeme uyum sağladı ...ha bi de benden başkasına oluyormu bilmiyorum .... bana çok oluyor..muhtemel ben bu şarkıyı önümüzdeki on yıl daha bu sevgi ve heyecanla söyler ,dinler,dinletir ve yan odada kıyafetleri saçıp savma dolabı hafifletme harekatında kaybolmuş halimden çıkıp koşarak tv karşısına geldiğim anı hatırlar dururum...

         

ps:21 haziranda pazartesine mi denk gelirmiş yaw...

YEKPARE (monolithic)

16 Haziran 2010 Çarşamba

‘YEKPARE’ (monolithic) from nerdworking on Vimeo.

Art Direction & Visuals: Deniz Kader – Candaş Şişman
Music: Görkem Şen
Project Management: Erdem Dilbaz
Technical Advisers: Refik Anadol - Alican Aktürk
Modelling: Gökhan Uzun – Can Dinlenmiş

malumun ilanı

11 Haziran 2010 Cuma

Pomplamoose - La Vie en Rose (Edith Piaf cover)

görünmeyen

10 Haziran 2010 Perşembe
en son okuduğum kitap paul aster in son şeyler ülkesinde idi..yarattığı dünyaya o kadar hayran olup okudum ki kitap henüz bitmeden raflarda görünmeyen romanını görünce dayanamayıp aldım ... aslında kitabın arka kapağında karmaşık ilişkiler zincirini anlatıyor aşk üçgeni dörtgeni beşgeni oluyor diye açıklamalar yazması benim o an canımı sıktı... kendi adıma en azından şu an içinde bulunduğum dönemde karmaşadan uzak durmam lazım dedim  ama bir türlü merakımıda bastıramadığımdan kitabı aldım... konusuna gelince birbiri içine geçen tesadüfi denebilecek olaylar yaşanırken hem bunların somut ve fiziki gerçekleri hemde hayali, bir yazarın iç dünyasıyla ilgili düşsel olasılıklarını anlatılıyor ...olaylar 3 bölümde anlatılıyor... her bölümü bir başkası kaleme almış gibi kurgulanmış ki bu kurgu bence çok etkileyici... gerçekler her zaman göründüğü gibi değildir bir çok katmanı vardırı düşündüren bir roman ...ister anlatılanlara inanır yazara teslim olursunuz ister kendi gerçeğinizin izinden giderseniz...ne olursa olsun okunması çok zevkli ve sürükleyici.... paul auster sevenler kaçırmamıştır o kesinde bu yazarla tanışmak isteyenlere iyi bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum...

case 39

9 Haziran 2010 Çarşamba
en sonunda soğuk dağ filmiyle oscarı cukka eden  renée zellweger’in aile hizmetleri dairesinin memuru emily ’i canlandırdığı bir korku demeyeyimde gerim gerim tırsma filmi... bu memure hanımın önüne gelen dosyada 10 yaşındaki bir kız çocuğunun ailesinden şiddet gördüğü şüphesi söz konusudur...bizim sarışın hatunda ne iş araştırayım der ve  film başlar.... gerilim filmi olması nedeniyle işler bir anda renk değiştiriyor.... en son orphan da bu kadar gerilmiştim...şu an resmen 10-12 yaş kız çocuklarını görünce içim ürperiyor... benim o yaş grubuna bakış açım değişti resmen... şu an bana bu yaş grubundan bir kız çocuğu gelip merhaba dese ne istersen yaparım ama sakın bana zarar verme cevabı verebilirim ...  tam orphanı unutmuşken buyrun bir perçin daha...izleyemek isteyenlere bol gerilimler ....ben unutmaya çalışıyorum...

bu sabah afet var istanbul'da

8 Haziran 2010 Salı
berbat bi hava ...şakır şakır yağmurun 10 katı felan yağıyor...arabayla çıkmayın dediler bende metrobüsle takılayım dedim...rutinim bozulur...bi de böyle yağmur cama pıt pıt damlar...dayamıssındır basını o herkesin başını dayadığı saçlarının yağının geçtiği pis cama...açarsın romanını...bir iki satır okur biraz camdan trafiğe bakarsan ...azıcık için ürperir...arada saatini dürtersin ....geçmi kalıyorum kaygın anlık gelir geçer....çıkarken yanıma şunuda aldımmı telide evdemi unuttum diye çantayı kolaçan edersin sonra bir ağırlık çöker.... göz kapaklarında tombul cüceler oturur...kaldıramassın bir türlü ...sonra nerdeyimin bilinci uzaklaşmaya başlar bir huzur halkası yayılır...sonra bildiğiin uyursun ..belki sıçrar uyanırsın belki salyalarının verdiği serinliğe ayılırsın....utanarak ve birazda panikle durağı kaçırdım korkusuyla açarsın gözlerini ....bir zamanlar şikayetci olduğum bu duyguların hepsi paket halinde özlenmiş olarak raftan indirmiş buldum kendimi....bozuk param cebimde metrobüs yolunu tuttum sabahın zöttürüğünde....ama noldu biliyomusunuz....ıkış tıkış insan seline maruz kaldım ...metrobüs yanaşıyor  ve bildiğin itiyorlar..dur yaw bile diyemiyosun ...şahsen nasıl metrobüse bindim bilemedim ...bir ara çantam iki kişi arasında sıkıştı kaldı ..neyse çantayı kurtardım ama ayakta böle bir ıkıştepişlik ....tepemde insan azması takımelbiseli adamın galiba çürük dişi vardı gayri hiç başımı kaldıramadım ...sağ kolum çıkmış olabilir.. tek tutanabildiğim yer mesefa olarak biraz uzak olsada, inatla tutunmaya çalıştım ...menzilimde bu koku varken nefesimi tutarken başka bir yer de arayamadım ...indiğim yerden minibüse bindim yağmurun şiddetine inanamadım ..afet dedikleri bu olsa gerek ...minibüsten inmemle koşmam bir oldu..baya bi dükkana kadar koştum ...amma velakin bütün sokaklardan oluk oluk sular geliyor...ayağımı basmamla suyun içine batması kaçınılmaz bir sondu...resmen insanlıktan çıktım...şu an donuma kadar ıslanmış vaziyette ayaklarım cılk içinde pc başında şapşal vaziyette oturmaktayım ...bu gelişin birde dönüşü olacak düşüncesi gerçekten feciyat ... nasıl bir şehir nasıl bir millet buyrun burdan yeyiniz.... neyseki şu an kahve içiyorumda keyfim biraz yerine geldi ....akşam ola hayrola....

dikkat!.. mide bulandırıcı bir yazı ...

7 Haziran 2010 Pazartesi
ben bu hayatı alttan aldıkça o üzerime çıkıyo...en son kafam buna bastı hamdolsun ... olayı en baştan almayayım diyorum ama içimde yara olmuş hepsi ...ben öyle aman efendim şunu yemeyeyim bu pistir şimdi şundada yeni yetme hatunlar  gibi problem çıkarmayayım diyorum,  aman bunun suyundan koymayın içinden maydonozları ayıklayın hem üzeride çok kızarmış olsun diye garsonları baymıyorum hemde en olmadık şeyler başıma geliyo işte o an feci kıl oluyorum ... halbuki ben sokaktan pilav üstü nohut yemiş insanım .. midye dolmaları hüp hüp sömürürüm .. kokereçe bayılırım ...şerbetli tatlılarla aram iyi olmasada nerde el arabasında satılan kerane tatlısı görsem yada lokma tatlısı boş geçmem tadına bakarım ....o denli rahatımdır...ama hangi pilavda taş var hangisi yemekte kıl var hepsi gelir beni bulur....
yıllar önce şimdi bilemiyorum hangi yıl ...açlığına dayanamayan ben patron kişisiyle milanoya gidiyoruz bilmemne fuarına...ben açım gecenin bir vakti uyanıp yollara düşmüşüz uçakta bişeyler verdiler tek gözümle iki tıkınayım diyorum ...patron diyoki aman ha...karnını böyle boş şeylerle doldurma müthiş güzel bir sandwich dükkanı var ..orada ziyafet verecem sana...mümkün değil lokma alamıyorum önümdekilerden ..resmen fare gibi didiklemeye çalışıyorum ...neyse indik uçaktan taksiydi oteldi ....benim baş zonkluyo zaten ...bulduk meşhur dükkanı ...nasıl güzelmiş dükkan ..öyle bir vitrin görmedim ben hayatımda..envai çeşit sandwich var mis gibi ekmek kokuyo felan ...kuyruk kapılardan taşmış... sıra bana geldi hemen malzemeyi saydım sarışın uzun saçlı fıstığa... elimizde sandwichler sokağı dönerken ben ilk lokmayı ısırdım...lokma uzuyo ...sarı saç nerdeyse yarım metra uzadı...patronla gözgöze ,ağzımda lokma, kollar ilerde...napsam ki.... sövsemmi.. kahırlansammı .. kaderime razımı olsam ...bildiğin fiyasko ....
yine bigün ..rahmetli annanemin yaşlılıktan muzdarip olduğu dönemler....annem gitmiş yemek yapmaya bende iş dönüşü aç bişekilde uğradım.....annem dedi çorba yaptım şu pirinçle yapılan ne çorbası yaw neyse ondan işte....annem çorbayı ısıtıyor bende başında laklak ediyorum ....bir baktım üzerinde siyah noktalar dedim iri çekilmiş karabiber mi  ne olaki bu ..bir eğildim tencereye bi sürü böcü dönüp dolanıyo suyun üstünde rezil vaziyette..anne bu ne... pirinçler böcülenmiş herhal ...annem dedi bilmem ben teyzen ayıkladı pirinçleri ben pişirdim sadece...ben ayıklamadığımdan yakınları takmadım ...anne at bu çorbayıda annanem içtimi ...evet .... hatta teyzende evine bir tabak götürdü....hemen teyzemi  aradım oh maşallah içmiş bile çorbayı ...ilk defa oh yırttım dedim ....
başka bir gün ...gencim o zamanlar...üniversiteye hazırlanıyorum ...rituelimde kursun altındaki kuruyemişciden  kücük kesekağıdına kuru üzüm alıp, ders başlayana kadar mideye gömmek ....gene almışım kesekağıdını koymuşum cebe hapasa yiyorum ...bir arkadaş geldi yanıma üzüm istermisin dedim ..uzattım kesekağıdı ...hatun aldı bir avuç ve çığlık...içinde hamamböceği varmış.. ölü....hadi canım ...nasıl olur dedim ...kesekağıdını sıraya boca ettim ki bi tanede ordan çıktı...üzüntü ve muzkabuğu.... kusmaktan midem çıktı ...ogün derse felan giremedim ..resmen herif kariyerimle oynadı yaw.....
gene bambaşka bi gün daha....sevgiliyle yeni yeni gezip tozmalardayız...ben ömrümde hergece donmuş pizza yiyeceğimi kestiremediğim günlerdeyim..girmişiz gayet janjanlı bir pizzacıya vermişiz siparişi ben dilimleri yuvarlıyorum ...son dilimi bıcakla kestim ..o an farkettim... tırtılın yarısı bir dilimde yarısı diğerinde kaldı ...garsona dedim ne iş ...hayvanlı haşeratlı bir dilim karışmış buraya...aaa... pardon ... tek iyi yanı hesabı ödememiş olmamızdı ....ha bi de benim onu farketmem.....
gene bambaşka bir gün ...iş yerinde öğlen yemekhaneye çıktım ...zaten oldum olası sevmem yemekhane yemeğini belki bir çorba felan içerim ...ya da içerdim diyeyim ...o gün zeytinyağlı biber dolması varmış...çok ta severim ...dolmalarda gözüme ışıl ışıl göründü...en büyüğünü seçip servis eden ablaya dedimki bunu verirmisin bana...abla  aldı  dolmayı benim tabağa uzatacak o da ne....altından resmen kumsalda güneşlene gayet keyifli sırt üstü yatmış karafatma çıktı...evet sonra yemek firması değiştirildi ama ben o firmada yaklaşık iki yıl öğlen yemeği yemedim bir daha....
gelelim bu en son market alışverişime... bir türlü bunun paket halini yapmıyolar yada bana denk gelmedi bilemiyorum ...çaresiz  marketin kuruyemiş satan bölüme gidip iki kepçe çekirdekli siyah kuruüzüm istedim ..adam ilk kepçeyi daldırdı bir kelebek uçtu ...dedim ki adama kelebek çıktı içinden ..yuvası felan olmasın bu kelebeğin..dedi abla burda kelebek çok normal ..olur öyle... almasammı lannnn felan diyorum kendime..adam o arada paket yaptı verdi elime üzümleri ama market sepetine atamıyorum bir türlü elimde kaldı poşet ...öyle bir tur attım ..son bir poşete baktım ...içinde tırtıl dolanıyor... la havle demek bunlar büyüyünce kelebek oluyo ... 
sebepsiz mutlu uyandığım günlere sebep içimde uçuşan kelebekler hissiyatı ...noluyo kardeşim ...
öyyykkk   möyykkk...

the collector

5 Haziran 2010 Cumartesi
kasa açma işlerinde başarılı tesisatçı abi, karısının tefeciden aldığı ve ödeyemediği borcu ödeme amaçlı daha önce çalıştığı bir malikanenin kasasını açmaya mecbur kalıyor....gece eve girdiği andan bir iki dakika sonra anlıyosun ki evde bir oyun var... bildiğin saw serisindeki oyunların türünden ... abi galiba  çok izlemiş bu seriyi ..tıkır tıkır geçiyor tüm oyunları .. oyunları döşeyen ve insanları toplayan koleksiyoncu neden topluyor nereye götürüyor, amacı ,hedefi ,herşey muamma...ne ara o kadar düzeneği kurmuş eve pek mantıklı değil... amma velakin sahneler inanılmaz gerçekci....herhalde saw serisinin 1555. serisi de çıksa izleyecek olan ben bu filmi sahneleri açısından beğensemde saw daki gerilimi pek bulamadığımı söylemek isterim ...ama genede tuzaklar için izlenmeli  derim ...