film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Upside Down

30 Aralık 2012 Pazar
hazır bugun bloga bişeyler yazıyorken az önce izlediğim filmi de paylaşayım istedim ...
romantik bilim kurgu diyecem sizde yok artık diyecekseniz...
paralel evrenlerde yaşanan bi aşk hikayesi ..
kirsten dunst örümcek adamla tepetaklak öpüşerek hafızalara kazınmıştı anlaşılan alışkanlık yaptı yine tepetaklak öpüşüyor...zaten film boyunca hunhanca öpüşüyor...öpüşüyor....
buyrun fragman



bonzai

25 Haziran 2012 Pazartesi
haftasonu tesadüfen alıp hemen okuduğum kitabı boyutundan daha fazla sevdiğimi farkettim ... az önce acaba tek seven benmiyim diye nette bakarken öğrendim ki 13.istanbul film festivalinde gösterimdeymiş... şimdi filmini de izlemek istiyorum galiba... sizin de aklınızda bulunsun ...izleyen veya okuyan varsa beri gelsin :)

bu pazar

17 Haziran 2012 Pazar
selam pazar kuzuları bu şarkı sizlere 


bu film de sevgili pariseda ya gelsin : )


tüm baba adaylarının ve babaların babalar günü kutlu olsun ....
15 Ocak 2012 Pazar

bu hafta sonu ne zamandır heyecanla beklediğim Millenium serisinin yeni filmi için sinemanın yolunu tuttum. Pek hevesli oluncada ben genelde aman bişey okumayayım bi tiyo almayayımda tadına daha bi varayım herşey bana süpriz olsun tribine girmeden edemem .gene nerde afişini görsem reklamına denk gelsem kafamı çevirip ocak ayının 2.haftasonunu iple çektim ... sonuçmu ne ... valla bu durum bana kapak olsun  film meğersem yeni versiyonmuş ... sözde yeni versiyon hiçbi değişiklik yok ...anlamadığım geçen yıl çekilen bi filmi gene bişeyini değiştirmeden neden çekersin be adam ... bir diğeride başrol oyuncusu hatunun karizmasına aşıkken bu hatun nerden çıktı ... of be yaww... neyse bu bahaneyle ne zamandır ihmal ettiğim film olayına gireyim bari ... ben tam gaz film izlemeye devam ediyorum malumunuz ...ama tembellikten buraya yazamıyorum ... bugun silkelenip bi yerden başlamak gerek deyip 2011den neler akılda kalmış bir bakayım diyorum ... 

madem devamlılardan başladık buyrun ilk aklıma gelen devam filmi hangover ... gene mimiklerime kırışıklık ekleyen gülmekten yanaklarımın acıdığı bir film ... bu sefer bu arızalı birazda bahtıkara herifler o sabah uyandıklarında  Bangkok'tadırlar ... Vegas zaten çılgın geçmişti ama Bangkok bu film için biçilmiş kaftan olmuş ... anladığım şudur ki bu filmin bir 20 farklı şehirde uyanışı olsa ben hepsinde kahkadan kendimden geçip insanlıktan çıkana kadar bu herifleri izleyebilir ... evet evet kesinlikle bende böyle saçma neidüğü belirsiz bir kapasite mevcut demedi demeyin ...


gülmelilerden devam ... galiba kendimce 2011i güzel anmaya çalışıyorum ... halbuki unutmak istediğim bir senedir kendileri ama unutamadığıma göre en azından gülebildiğim nadir anlarıda özellikle vurgulayım dimi ama... konusu; her çalışan gibi (istisnalar kaideyi bozmuyoooo) emir aldıkları,egoları balon, problemli ,arızalı ve kendimi bipppliyorum işte o üstteki insanlardan bi şekilde kurtulmak isterler ... dünya şekeri bir planları vardır ... ben plana koptum .. gerçekten şahaneydi ....ahahahahaa... gene mi güldüm ... valla tüm çalışanlara öneririm ve çalışmayı düşünenlere .....
gelelim romantiklere ... pek romantik film delisi hatunlardan değilimdir ama iyi bir romantik filmede hangi dangoz hayır diyebilir ...şahsen kitabını okumadığım için filmi sevdim ... aslında kız çok sevimli herif harbi abartı bi boşkafa ....eeee felan deyip duruyosunuz film boyunca ama son 10 dk sı beni bi aldı kopardı geri getirene aşkolsun ... çok içlendim... bildiğiniz gibi değil .... dedim hayatı sorgula sorgula süzgeçten geçir bin sağlama yap tam bir karar ver .. istediğinden eminsin ama artık herşey için çok geç olsun ... işte hayat sana kızım, otur ağla şimdi dedim ....  evet şimdi böle yazınca film çok romantik gelmedi .... neyse ben biraz acıklıyım belkide.... ama boş pazarınız varsa buyrun izleyin ...
bu filmin büyüsü bir sihri var kesin ... pariste gerçekten bir zaman tünelinde kayboluyosunuz başrol oyuncusuyla beraber... damakta tad bırakan tekrar tekrar izlenesi bir film .. eminim şimdiye kadar kulaktan kulağa yayılıp biçok kişi tarafından izlenmiştir .. woody allen hezayanında pek başı dönmeyen biri olarak diyorum ki bende akıntıya kapıldım ..ayakta alkışlıyorum bu filmi ... arşivlerde yer edinmeyi hakettiği kesin ... izlemeyenlere daha neyi bekliyosunuz diyecem ... izleyin ve sizde büyülenin ...
nerdeyse hiç konuşma yok ... müzikleri gerçekten özenle seçilmiş ... aksiyon abartı değil verilen romantizm abartı değil ...durağana yakın ... sıkılıyormusun izlerken hayır ... kendi içinde bir dengesi var filmin ... zaman zaman absurt durumlar olsa bile kahramanı sevmekten geri alamıyosunuz kendinizi ... biri bu durumu bana da anlatırsa iyi olur ... 2011 in akılda kalanlarına girebiliyosa bu bir başarı sayılır herhalde...

belki de benim için 2011in en iyi filmi olabilecek bir film ... 2 farklı hayat gösteriliyor .. biri sevgiyi keşfetmiş ,aşkla,dostlukla dolu huzurlu bir hayat ve yaşlanmak bile  güzel,umut dolu....diğeride acabalarla yanlış kararlarla ve her daim bir arayışla geçmiş  ... bu iki farklı hayat öylesine doğal ,yalın ,duyguyu izleyene gayet net bir şekilde aktarıyor ki film komik ,keyifli bir şekilde ilerlesede bittiğinde hakkaten bi canınız sıkılıp arkaya yaslanıp ,ben hayat yolunda nerdeyim ... noluyor ... gibisinden sorgulatıyor ... henüz yaşlanmadan izlemekte fayda var derim ...

film dünyanın sonuna gelme hikayesi ... ama konu itibariyle bilim-kurgudan çok uzakta daha çok bu sonu bekleyen bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kahramlarımızın bakış açısından görüyoruz ... filmin ilk yarısında pek anlam veremiyoruz ne olduğuna dair ... herkesin seveceği türden bir film olmayabilir ama ben çok beğendim ... özellikle görseller için  illaki seyredilmeli .. gerçekten tarif edilmez seyredilebilinir diyebilirim ancak ...

film için  gerçek hayattan alındığı yazıyordu ... işte bu benim filmlerde pek sevmediğim bir durum... insan işine gelmeyen bişey olduğunda film deyip geriye atamıyor durumu... biliyor ki gerçek olmuş..birilerinin ömrüymiş 2 saatte tükettiğin hikaye ... işte bu da tam da öyle bir film ... güçlü bir psikolojiniz varsa ... ben izlerim ve hiçbişey yokmuş gibi devam ederim diyebiliyorsanız izleyin ..aksi takdirde önermiyorum ... gerçekten insanı alaşağı edebilecek ,insanlığımızı sorgulatabilecek türden bir dram sözkonusu ... bu film 2011 i geçtim uzun seneler unutamayacağım türden bir film ... 
dramsa konu hemen aklıma gelen bir film daha ... hayat gerçekten girdap şeklinde dedirten türden .. uyuşturucu bağımlısı bir avukat ortağı ile ücretsiz davalar alıp kazanmayı hedefler... filme konusu olan dava ise yanlışlıkla aids li bir hastanın iğnesinden virus kapan hemşirenin davasıdır ... güvenli şırıngaların kullanımı için kolları sıvarlar ama hayat avukata izen vermez... 98 yılında tamamen gerçek yaşanmışlıkları anlatması ve hala dünyada kullanılmış şırıngaları tekrar tekrar kullanan ülkeler olduğu gerçeğini suratınıza çarpması bakamından unutulmazlar arasında...

bi ton film daha var buraya yazabileceğim ..en baştada gerilim filmleri... ama onlar bile bu sene kadar beni geremedi .. o yüzden aklıma gelen filmlerde süper gerilimler değildi ama isimlerini anmadanda geçmeyeyim ... mesela rite, insidious , dream house , Contagion, the debt  ... vs .. bir de devam filmlerinden final destination 5 sözkonusu .. 15de olsa izleyecem galiba ... ilk 5 ten çıkan sonuç gerçekten septik olma yolunda ilerme kaydetmiş olmam ...

2011 film konusunu mutlu kapama adına benim çok sevdiğim ve 2011de varlığından haberdar olduğum şukela bir animasyonla noktayı koyayım ... yanılmıyosam 2004 senesinde  soğuk bir taksim gezisi afişini görüp yağmurdan kaçma adı altında girdiğim sinemada izlediğim muhteşem bir animasyon olan “Belleville’de Randevu” ile ve dolayısıyla  Sylvain Chomet ile tanıştım... daha sonraki seneler defalarca izledim durdum ... animasyon denildiğinde hep benim bir numaram oldu ... işte iki numaram da sihirbaz....1960’ların İngiltere’sinde, devri bitmek üzere olan gösteri dünyasında var olmaya çalışan Tatischeff adlı sihirbazın hayatının bir kesitini anlatıyor... napın edin izleyin ...pişman olmayacaksınız ...

üçlemeler

4 Nisan 2011 Pazartesi
bu aralar blogu baya bi ihmal ettim ..gayet farkındayım ... ama gel gör ki tadım yok ... hayati bi durummu var ... hayır... yaşıyorum işte hasbelkader ... evet bazı şeyler ters gitti .. devamda ediyor ..dibe vurunca yukarı çıkacam .. o ana kadarda her zaman kullandığım ve bana iyi geldiğine inandığım yöntemi uyguluyorum... kendimi kendimle başbaşa bırakmıyorum ve film izliyorum ... herkese öneririm ... kendi hayatınla başedemiyosan hemen başka bir hayata göz atarak zamanı geçirebilirsin ... neler seyrettiğimi burda zikretmeye kalkmayacam panik olmayın ... gayet tembel bi kişiliğim .. aralarında çok süper olanlarda yok değil hani ama az önce sonuncu bölümünü izlediğim ve henüz tadı damağımda iken gelip burda bahsetmek istediğim iki adet üçleme film var ... az önce sonuncusunu izlediğim ilk üçleme ...
Stieg Larsson'un çok satan Millenium serisi romanlarından sinemaya uyarlanan üçleme ... ben okumadım ... hatta kitap ilk çıktığındada kapağını çok itici bulup bestseller bana uymaz tribiyle sırtımı dönüp uzaklaştım ... okusaydım belki karşılaştırma yapabilcekttim size ama ne önemi var filme bayıldım ... ben böyle aykırı bir tip görmedim ... hayat insana istediği oyunu oynatıyor ... haklı sebepleri var hatunun ama gözlerimi alamadım üç bölümdede .... stiline bayıldım ... film bir isveç filmi olması nedeniyle hep hayalini kurduğum ,tasarım sitelerini hergün hatmettiğimi tarz yaratma konusunda beğendiğim kuzey ülkelerinin başında gelen bu ülkenin soğuk , ürkütücü yüzünüde göstermesi ayrı bir olay tabi ... çok bişey anlatmayayımda siz izleyin ... 
gelelim geçen hafta izlediğim diğer üçlemeye ... sıradan bir gerilim filmi olarak başladım seyretmeye ... beklentim belliydi işte ... kafadarlar yola çıkıyor ..başlarını durduk yere belaya sokuyolar küçük bir dikkatsizlik ya da burnunun dikine gitme macerası ... en olmadık en sessiz mekana girecekler.... ya telefonlarının sarjı biter ya ya bir türlü çekmez ... vs vs ..bi ton klişe durum ... norveçten çıkan bu üçlemedede az buçuk bu dediklerim oluyo ama görüntü açısından ne yapıp etmişler öyle açılar seçmişler ki hooopppp bile bile lades ... gerim gerim geriliyosun ... sürükledikçe sürüklüyor...  üçünüde aynı gecede izledim .... gerilmek isteyenlere öneririm ..herhal tek bu gerilimden hoşnut manyak ben olmasam diye düşünüyorum ...şimdilik benden bu kadar ..... kalınız sağlıcakla ...

film zamanı

4 Ekim 2010 Pazartesi
wild target : şu an zihnimi kurcaladığımda en eğlenceli filmler arasında üst seviyede olabilecek bir film diyorum...gerçekten komik eğlenceli az birazda romantik ... emily blunt zaten o kadar hoş hatun ki romantizmden kaçmak zor.. rubert grinti sonunda harry potter dışında bir oyunculukla görmek zevkli... hem de büyümüş ve sakallı olarak ...bill nighy'ın buz gibi bir katili, o denli donuk canlandırmasına  rağmen hala seyirciye sevdiriyor olmasıda bir ustalık olsa gerek ... netice itibariyle izlemesi zevkli hoş vakit filmi...


j'ai tue ma  mere : sözde aile içinde ama tamamen yalnız büyümüş ve kendini yalnız hissedenlerin duygularının yansıdığı bir film ... ergenimizin aklından geçenler ve  o anki hisleri çok iyi aktarılmış ... ben izlerken tam bir festival filmi diye düşünmüştüm ama buraya yazmadan önce öğrendim ki zaten bir çok festivalden ödül almış ve başroldeki  xavier dolan henüz 89 doğumlu genç bir şahsiyet olmasına rağmen filmi hem yazıp hemde yönetmiş ... ben en çok kendini filme aldığı siyah beyaz tek çekimleri sevdim ...bence bu film dehasının filmini kaçırmayın derim ..umarım bir başlangıçtır ve devamı gelir...

inception:  çok anlatıldı ..çok konuşuldu ..haliyle çok merak ettim ... kalktım sinemaya gidip izledim ..konu ve mantığı evet süper...ama  sanki konu anlatılırken biraz yorulmuş gibi ...  kesinlikle farklı bir konu ... sinema sektörü çoğu zaman kendini tekrar eden sayısız film çekerken bunun farklı  bir konu olması güzel ... o yüzden çok bıdı bıdı yapmayıp asıl konuya odaklanılmalı...konusunu herkes biliyordur herhal...zaten çok rüya gören biri olarak nerdeyse zaman zaman ikinci boyuta geçtiğimi düşünüyorum ama üçüncü boyuttan allah esirgesin diyorum ... bazı açık kapılar var filmde ama gene ve genede izleyin ve tadını çıkarın derim ...
leonarda abimizde sanki yaşlandıkça daha bir karizma oldu ve daha iyimi oynuyor ne !...

l'immortel : aslına bakılırsa bildiğin mafya filmi... bol kan yığınla kurşun ...jean reno hayranıysanız ama olay değişir acayip zevk alırsınız... bu adamı izlemek rolu ne olursa olsun filme değer kattığına şahit olmak galiba... ben en çok yol sahnelerini ve klasik müzik dinleyip eşlik ettiği sahneleri sevdim ... en akılda kalan sahnede çocuk köpek ve jean reno nun arabada şarkı söylediği sahne... tamam adam delik deşik olup makarna süzgecine dönüyor genede ölmüyor ama benim favori sahnem gene de muhteşem üçlünün arabada şarkı söylediği sahne... evet son kararım bu ...size iyi seyirler...

  remember me : ben bu filmi nasıl ifade etmeliyim bilemedim şimdi ... inanılmaz bir sahneyle başlıyor ...üzerindeki  o şoku atmaya çalışırken  bi kaç aile problemine şahit oluyorsun ... sonra romantizm duygusallık .... tam insanın içi erimiş hah şimdi bişeyler düzelecekken en olmadık son ..ve son da bu da nerden çıktı nasıl yaw dedirtiyor hani yani... su gibi bir film ... sonunda wampir abiyi adam gibi bir rolde görmekte güzel ... derin mesajlarda veriyo ama derine inmemekte fayda var diyorum ... unutmadan izleyin derim...


salt : konu itibariyle yeter artık dedirtecek türden ...angelina mız da ordan oraya zıplayıp  ekşın mekşın haller içinde helak oluyo... yaw ne bileyim gayette hızlı akıyor film ama çok beğendiğimi söyleyemeyecem ... bence bu kadın artık farklı roller üstlensin ... zaten o kadar zayıflamışki bir ekşın daha yaparsa kopacak ... filmin en kötü ve olmamasını tercih edeceğim sahneside erkek kılığına girdiği sahne..bence tam bir fiyasko ...kabak gibi belli onun hatun olduğu .... bence olmamış ...



killers : buyrun bakalım romantik komedi sevenlere çiçek gibi bir film .. eminim beğenecekler... değişiklik olsun seneryoyu farklılaştıralım demişler ama sanki tutturamamışlar kıvamı ... bir kaç güzel mekan var ama evin yakın çevresindeki ekşınlı sahnelerde nerdeyse sokaklarda kimse yoktu ... biraz  daha filme yaşamsal bir değer  vermeye bile gerek duymamışlar sanki... izlenmelimi?...





shelter : mahkeme için psikolojik danışmanlık yapan bir psikayatristi canladırıyor julianne moore ...bu hatunu beğeniyorum ama hep böyle bunalımlı rollerde..daha enerjik bişeylerdede rol almalı artık..ya psikolog oluyo ya da en problemli tip ... yap bize bi güzellik julianne diyorum artık ... hastası rolundeki abiyi takdir ettim şahsen .. gayet iyi bir iş çıkarmış ama konu gene klasik ve sonuda ortalardan sonra tahmin edilebiliniyor... genede sıkmayan bir film olarak değerlendirebilirim ...


off ..amma çok film yazdım bundan sonraları kısa kısa yazayım ...
kinght and day : bi film anca bu kadar tirişka olur.  herhalde iki ünlü isimle bu işi kotarırız mantığıyla çekilmiş bir film ...
eyvah eyvah  : sonunda izledim ... misler gibi güldüm ..eğlenceli bir film ... demet akbağ ı bu filmde çok beğenemedim yaw ... herkes çok övmüştü ama .... bi de ikincisi çekiliyormuş ... bişeyde tadında kalsa diyorum ... hala çok tadında favori türk filmim herşey çok güzel olacak ...bıkmadan defalarca izliyorum ...
kirpi : güven kıraç ve mazhar alonsonun oynadıkları film ... izlenesi bir film. abartmışlar baya bi ama genede vasatın üstü diyorum ...
greenberg : ben stiller oynuyorsa komiktir dedim ama yemedi ... vasat ve hatta vasatın altı bile denilebilecek türden bir film ...
a numbers game : basit bir konusu var ... başroldeki amca gayet itici ... çekimlerde de o hava var ..ama inatla izledim ... değişik bir tadı var filmin ... ifade edemeyecem şimdi ama filmden kopmamı sağladı ..izledim...pişman değilim...
 kesin hatırlamadığım filmlerde var ama ne önemi var ... şimdi önümüzdeki maçlara bakalım dimi ama... önerilere açığım ..herkese iyi seyirler..

the fourth kind

23 Eylül 2010 Perşembe
bu aralar o kadar çok film izledim ki ...resmen film izleyerek gerçek dünyadan kafayı koparmaya çalışıyorum ...kısmende başarılı...önerebilirim...bir ara beğendiklerimi bloga yazacam ama üzerimde feci bir tembellik çökmüş durumda yazma umudumu korumaya çalışıyorum ... ama geçen akşam izlediğim milla jovovich in oynadığı bu filmi anlatmadan geçemeyecemi farkettim... zaten bu hatuna ayrı bir hayranım oyunculuğu içinde objektif bir yorum yapamayacağım ... velhasılı gelelim filme... filmin başında milla abla  bu gerçek hikayedir ama hiç bir karakter bu filmde oynamak istemediler adlarınıda değiştirdik açıklamasından sonra  bu filmin gerçek araştırmalardan, doktor ve polis kayıtlarından alınarak yapıldığını , inanmak yada inanamamak size kalmış uyarısını yaparak sizi filmle başbaşa bırakıyor... filmde sekronize olarak gösterilen ve orjinal olduğu öne sürülen görüntülerin filme katkısı çok büyük ama bugün netten bakınca videolardaki psikolog doktoru Charlotte Milchard adında bir aktristin canlandırdığı ortaya çıkıyo ... 
neyse bence çok kurcalamamak lazım ... konuya gelince : Alaskanın Nome bölgesinde 1960lı yıllardan bu yana o bölgede yaşayanların ortak problemi gece uyuyamamaktır... bir süre sonra insanların ortadan kaybolduğu ve intihar etmeleri şeklinde açıklanamayan bir sürü olaylar gelişir... in,cin,peri mi yoksa uzaylılarmı gizemini korusada  paranormal activity i beğenenlerin kesinlikle beğeneceklerini düşündüğüm bir film... ben ikinci hipnoz sahnesinde korkudan koltuktan fırladım ... gerçekten inananıp inanmamak size kalmış ama film içine çekiyor ve geriyor özellikle gecenin kör vakti karanlıkta izleyince... daha ne olsun ... haa evet, ben gene hor hor uyudum ama uyku problemi olanlara kesinlikle önermiyorum ...


izlenenler

14 Temmuz 2010 Çarşamba
jim carrey varsa zaten bir abukluk vardır diye kabullenip öyle seyretmek lazım tamamda film de  oha artık bu nasıl oldu yaw dedirtiyor ... bence oyunculuk anlamında hakkını vermiş ve gene sınırları zorlamış jim carrey ... ben eğlendim ... gerçekten hoş vakit geçirilecek bir film ... sanki bu film ya sevilip kabullenilecek yada off nefret ettim tahammul edemeden kapattım denilecek türden bir film ..arasına pek müsade etmiyor eh idare eder denilemeyecek türden ... ben beğenenlerdenim...




John Cusack varsa bende varım severim bu şahsı dedim ...ilk başta +18 felan yazıyo ama yok öyle durumlar.... konusu basit olmasına rağmen inanılmaz güzel kurgulanmış... 80leri görüp bilenlerin çok eğleneceği bir film ... nerdeyse 80 leri sevdirecek ..oha yani ... allah bir daha 80 leri yaşatmasın diyorum ... beni güldürdü ... umarım sizide güldürür ...öneririm ...




çok uzun zamandır bu kadar içten ve bu kadar leziz bir film seyretmemiştim ...resmen film aaa bittimi keşke bitmeseydi diye tühlenip kulaklarınıza varan ağzınızı toparlamaya çalışarak geçiyor... önermeyi geçip, haddimi aşarak illaki izleyin baskısını yapmak istiyorum  ve bu filmi kaçırılmaması gerekenler listesine alıyorum ...

case 39

9 Haziran 2010 Çarşamba
en sonunda soğuk dağ filmiyle oscarı cukka eden  renée zellweger’in aile hizmetleri dairesinin memuru emily ’i canlandırdığı bir korku demeyeyimde gerim gerim tırsma filmi... bu memure hanımın önüne gelen dosyada 10 yaşındaki bir kız çocuğunun ailesinden şiddet gördüğü şüphesi söz konusudur...bizim sarışın hatunda ne iş araştırayım der ve  film başlar.... gerilim filmi olması nedeniyle işler bir anda renk değiştiriyor.... en son orphan da bu kadar gerilmiştim...şu an resmen 10-12 yaş kız çocuklarını görünce içim ürperiyor... benim o yaş grubuna bakış açım değişti resmen... şu an bana bu yaş grubundan bir kız çocuğu gelip merhaba dese ne istersen yaparım ama sakın bana zarar verme cevabı verebilirim ...  tam orphanı unutmuşken buyrun bir perçin daha...izleyemek isteyenlere bol gerilimler ....ben unutmaya çalışıyorum...

the collector

5 Haziran 2010 Cumartesi
kasa açma işlerinde başarılı tesisatçı abi, karısının tefeciden aldığı ve ödeyemediği borcu ödeme amaçlı daha önce çalıştığı bir malikanenin kasasını açmaya mecbur kalıyor....gece eve girdiği andan bir iki dakika sonra anlıyosun ki evde bir oyun var... bildiğin saw serisindeki oyunların türünden ... abi galiba  çok izlemiş bu seriyi ..tıkır tıkır geçiyor tüm oyunları .. oyunları döşeyen ve insanları toplayan koleksiyoncu neden topluyor nereye götürüyor, amacı ,hedefi ,herşey muamma...ne ara o kadar düzeneği kurmuş eve pek mantıklı değil... amma velakin sahneler inanılmaz gerçekci....herhalde saw serisinin 1555. serisi de çıksa izleyecek olan ben bu filmi sahneleri açısından beğensemde saw daki gerilimi pek bulamadığımı söylemek isterim ...ama genede tuzaklar için izlenmeli  derim ...

vavien

2 Haziran 2010 Çarşamba
 çok isteyipte gidemediğim filmler arasında liste başımdı vavien ...akşam film listemizde görünce illaki vavien deyip play tuşuna bastık ...bu ekip her ne yaparsa yapsın her şekilde kabulum olduğundan ne konusunu ne yorumları okudum bunca zamandır ... herhalde tek izlemeyen ben kalmışdır .. ondan kelli  içimden geleni söyleyesim var...zaten oyuncu kadrosuna söz söyleyenin dili düşer bence..  sonuç ;   film süper ben bayıldım ..o kadar çok  sahne var ki detaylarına koptuğum..ilk aklıma gelenler soba bacasından para zulası beklerken outocad cd lerinin çıkması...evdeki kişisel zulaların herkes tarafından bilinmesi...abinin neşet ertaş la tv den düet yapıp alkışları kendine alması ve vs vs.... bu liste böyle uzar gider gibi...ha bi de vekil hanımın gırtlak sendromu ve aynadaki pikniğe gidelim sırıtışı....uzuyo işte...velhasılı acayip keyifli bir filmdi ...bi de dün anlattığım yol hikayesinin üstüne olay cuk oturunca ikinci kez koptum...dedim sevgili kişisine masraftan kurtardım seni ...otomatik kapıyı sen yaptırmadan ben atıyordum kendimi ama mani oldun ..bi dahaki sefere ..herhal filmin sonunu bilip bi sonuca varamayacağından tuttu beni...ya da sigorta şirketinin bu filmi izlemiş olabileceğinide düşünmüş olabilir....ahahahaa ..neyse işte...illaki izlenmeli diyorum .. bu arada sen ellerini yıkadınmı !...

en son izlediklerim

26 Nisan 2010 Pazartesi
leonardo dicaprio ve mark ruffalo nun  oyunculukları gerçekten iyi bu filmde...dicaprio nun oyunculuğundan pek haz etmesemde bu filmde zirve yapmış bence..filmin konusu çok basit bir şekilde başlasada malum işler öyle gelişmiyor...aslında kurgusu ve çekimleri çok güzel...50li yılların detaylarını çok sevdim ..hemen başta anlaşılmasada filmin sonu anlaşılıyor keşke o gizemi koruyabilseymiş film ama genede güzel..sıkmıyor ve sürükleyici... çok büyük bir dram yatıyor olaylara sebebiyet veren ve insan zihninin kendine nasıl sonsuz inceliklerde oyunlar oynadığına en güzel örneklerden biri bu film herhal ..kitabıda varmış ama ben okumadım..

sandra bullock un oscar kazandığı film....sandra hanım çok şahane bir oyunculuk mu sergilemiş...bence hayır...galiba konunun büyüsüne kaptırılmış bir ödül ... konu gerçek hayattan alınmış .. evsiz bir çocukken iyi bir aile tarafından büyütülerek  NFL'de en iyi oyuncu seçilen Michael Oher'in hayatı anlatılıyor..koca mike' ın bakışlarıda insanın içine işliyor hani yani... gene büyük bir dram ..filmdeki favori adamım koca mike 'ın erkek kadreşi rolundeki jae head oldu... adam olacak çocuk 7 sinden belli olurmuş diyelim ve filmide böylelikle geçelim..




dünyaya bişeyler olmuş nolmuş bilemedim ben ... atmosferde bi olay var herhal ...bitki yok ..yemek yok ..hava soğuk ..açlıktan ve sefaletten eşkiyalar ve hatta yamyamlar türemiş..bu hengamenin içinde ülkenin kuzeyinden güneyine denize ulaşmaya çalışan baba-oğul'un yol boyunca başına gelenler anlatılıyor...çocuğu olanların izlemesini hiç önermiyorum ...çok duygusal an var insanın kalbini delen ... bütün o drama rağmen baba oğulun arasındaki bağ ve oyunculukları açısından illaki izlenmeli ..gözlerim dola dola izlememe rağmen çok beğendim ...öneriyorum..




george clooney varsa izlenmeden geçilemeyecek bir filmdir zaten..bu adam yaşlandıkça daha da bi karizma mı oluyor ne..film çok sürükleyici ...eğlenceli ..öyle akıp gidiyor... sonunu kesinlikle beklemiyodum ...final süpriz... tam pazar gecesi sinaması tadında..ii seyirler

kosmos

24 Nisan 2010 Cumartesi
herşeyin bir ilki vardır....bende ayıptır söylemesi ilk kez bir reha erdem filmine gittim...arkadaşım kian bütün filmlerini izlemiş..kosmosada beraber gidelim dedi...filmlerin konusu hakkında detaylı şeyler anlatmayı çok sevmiyorum izlemeyenlere hiç süprizi kalmıyor gibi geliyor ama bu filmde anlatacağım o kadar çok detay var ki anlatmamak için kendimi tutmaya çalışacağım...baş roldeki asıl adam battal öyle bildiğimiz sıradan ademoğullarından değil... kendi yaşam tarzını seçmiş...fazla söze gerek duymuyor ama ağzını her açtığında söylediklerine  katılmamak imkansız...her inancın ortak düşüncelerini battal kendinde toplamış...kendine kosmos diyor... yaşamda aşkı arıyor..aşk hastası olarak nitelendiriyor kendini...film boyunca küp şeker ve çay dışında yediği bir şeyi göremiyoruz...uyuduğuda muamma...çalışmayı emek harcamayı çıkar gözetmeyi reddediyor...tercihleri açısından bence tam bir kahraman kosmos...filmin  görüntüleri ve çekim açıları çok etkileyici...insanların acıları ve kaderleri hayvanlarla yüzleştirilmiş filmde..film boyunca arkada savaş sesleri duyuluyor bu da sizi devamlı diken üstünde tutuyor...ben filmi çok beğendim ...özellikle neptunle kosmosun aşkının zirveye ulaştığı, hayvansal içgüdüyle yaptıkları odadaki dansları diyecem; çok etkileyiciydi...bu arada sinemada 4 kişiydik hem de iş çıkış saati olmasına rağmen ...ben bu film desteğinizi bekliyor diyorum ..iyi seyirler ..
fragman için tıktık

son izlediklerim

30 Mart 2010 Salı
çok eğlenceli bir film olduğu kesin ...bazı diologları beni gülme krizine soktu .. evlenip çoluk çocuğa karışmış bir çift uzun yılların ardından boşanıyor ancak bir o kadar daha vakit geçmiş olmasına rağmen tekrar aralarında bir yakınlaşmanın içinde buluyorlar kendini...film bana korkma 50 den sonrada hayat var hem de daha ne istediğini bilen ipleri elinde olan bir hayat gibi müjdeli bir duygu bıraktı ..yaşayıp görecem : )....filmi kesinlikle öneriyorum....



dünya çapında ünlü bir yönetmen olan guido 9. filmi italy i çekecektir...ama ortada ne seneryo ne de bir fikir vardır...köşeye kıstırılmış halde içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmaya çalışırken, onu baştan çıkararak kafasını karıştıran, anılarını harekete geçirerek, hayal gücüne yeni kapılar açan ve yaratıcılığını ön plana çıkaran bir sürü güzel kadınla olan ilişkilerini anlatır....tüm ünlüler bu filmde...hatunların hepsine bayıldım ..inanılmaz estetik ve seksi danslarla dolu müzikal tadında güzel bir film...






şu oscarlı filmi bir de ben izleyeyim geç olsada dedim ...kimseye önermiyorum ..inatla izledim ..inanılmaz moralimi bozdu ...çok etkileyici ve insanın içini acıtan bir öyküsü var ...film deyip geçemiyosunda biliyorsun son yıllarda basında bu tür hayatların bir çok örneği deşifre edildi ...hala zihnimden atmaya çalışıyorum ...

haftasonu filmleri

22 Mart 2010 Pazartesi

amerikan aile filmlerinden biri daha ...bu tür filmlerden sıkılmayanlar ve eddie seyretmek isteyenler için vasat ama eğlenceli  ailecek çoluk çocuk izlenecek türden ...sevgi çemberi  neşe pınarı tadında bir film..amma velakin eddie murphy nin kızını callandıran velet öyle şeker ki insanın hakkaten öyle olacağının garantisi olsa film bitmeden bir tane yapası geliyor... neyseki film bitince o hissiyatta bitiyor.... 


film festivaline gelmiş olup benim gidemeyip aklımda kalan film..öncelikle başroldeki hatun kişi carey mulligan a eridim bittim..bundan sonra kendisini başka filmlerdede izlemeyi umuyorum ...hakkaten süper bir iş çıkarmış..filmin konusunu nerden ele alırsan al ders veriyor...hakkaten okulmu, hayatmı ,eğitimmi, gençlikmi, şu anmı gelecekmi derken tüm bu konuları içiçe ve ince bir şekilde işlenmiş olarak buluyoruz... mekanlar ki özellikle paris,sonracığıma müzikler,kostumler hepsi izlettiriyor kendini...bence kaçırmayın

bu haftasonunun filmleri

15 Mart 2010 Pazartesi
99 francs : 9,90ytl olarak türkçeye çevrilmesi nasıl yani dedirten bir durum olsa da ben filmin konusunu ve  anlatım şeklini beğendim..bütün gerçekler abartılı bir dille anlatılmış olması gerçeklerin varlığını inkar ettirecek değil ya... kahramanımız octeve nevi şahsına münhasır bi reklamcıdır..mesleğinde zirveyi zorlamaktadır.uyuşturucunun seksin ve paranın dötüne vurmuştur.tatminsizlikleri sıra sıra başında dolansada dümeni herzaman kendi çevirmeyi başaran bir tip..çok güzel göndermeler ve diologlar var filmde..aşk olmazmı oda var ..bence fransız filmlerini sevenler kaçırmamalı..öneririm eğlenceli bence..



the jane austen book club: 5 hatun kişi ve 1 er kişi olarak bir araya gelip kitap kulübü kurarlar.jane austen in her ay bir romanını hepsi okuyup daha sonra tartışacaklardır.6 aylık bir süreyi kapsayan filmde bu 6 kişinin hayatında olanlar anlatılıyor..konu olarak çok can alıcı bi durum olmasada ben bu kulübe acayip özendim izlerken ..3-5 kişi denkleştirip hakkaten böle bi grup kitap paylaşımı yapsak ne güzel olur gibi geldi ...neyse ben okuyorum arada işte şimdi kafa karıştırmamak lazım...hoş vakit geçirebileceğiniz bir film... genede önerilecekler arasına girebilir bu filmde...





harikalar diyarı

6 Mart 2010 Cumartesi
tim burtona kafayı takmış olanların heyecanla beklediği son filmi alice harikalar diyarında sonunda dün akşam vizyona girdi...ben de bu gruba dahil olduğumdan ayaklarım popoma vurarak salondaki yerimi aldım...mybilet in bana azizliğimi bilemiyorum dublajsız 3d gösterimini bulamadım ..çokda dert etmedim ..acilen görmem gerekiyordu ...tabiki benden objektif bi yorum istememelisiniz..ben bayıldım ..benim için şahaneydi ..gerçekten görsel bi şölen ..karakterlerde düşünülen detaylarda süper..bu muhteşem 3 kişilik kadro hangi projede bir araya gelse süper bir iş çıkıyor bence...fazla söze gerek yok ..tadını çıkarın derim ..iyi seyirler...
soundtrack için tıktık




hazır konu tim burton dan açılmışken ....geçen seneydi galiba..kitapçıda dolanırken bu kitabını gördüm ve hemen aldım ..çok kısa öyküler var kendi çizimleriyle birlikte...çok eğlenceli bi kitap ...kütüphaneme ne zaman el atsam bir iki karıştırıp mutlu oluyorum ..belki başka kitapları da vardır..biliyorsanız ve bilgilendiriseniz sevinirim ..

!f

22 Şubat 2010 Pazartesi

!f    istanbul afm uluslararası bağımsız filmler festivalinin bu yıl  9. su gerçekleşti... gitmek istediğim birsürü film vardı ama hem zamanımın kısıtlı olması hemde bilet bulamamam sebebiyle sadece 3 tane filmi seyredebildim..mary ve max.. .bu animasyon öle ince bi şekilde dokunuyo ki insana ağlama sınırımın uç noktasını zorladı diyebilirim.. esprili uslubuyla bi gülüp bi ağlama arasında gelip gidiyosunuz...çok hayata dair.. çok dünyaya dair.. çok insana dair anlar barındırıyor içinde...the lovely bones ... 14 yaşında ölen susie nin katilinin bulunduğu ana kadar ölümle yaşam arasında kaldığı anı fantastik bi dille gayet duygusal bi şekilde anlatmış film ...moral bozukluğu ve 31 ... gururla sölemek isterim ki türk filmi.. 3 kafadar cihangirdeki evlerinin balkonunda sigara içerken kapılarının önünde bir filmin bir setine şahit oluyorlar...hatun geliyo hey taksi diye bağırıyor..ama bu sahne o kadar çok tekrar alıyoki 14 saat sürüyor.. 3 kafadara daral geliyo abi biz bu kadar saatte film çekeriz be diyolar..çekermiyiz çekemezmiyiz derken bu filmi 18 saatte tamamlıyolar...iddaa üzerine çekilmiş eğlenceli farklı illaki izleyin diyebileceğim bir film..İf te aynı zamanda dünya galasıymış filmin..(filmin 14 şubatta gösterilmeside çok manidar efem)oyuncular ve ekip tam tekmil film sonrası bizleydiler..dvd sinin çıkacağı müjdesinide verdiler ..bence kaçırmayın..iş te bu da onların webteki adresleri ...bakmadan geçmeyin.. tık tık tık

gece gece

19 Şubat 2010 Cuma
uzun bi aradan sonra niyahet akşam bi arkadaşımı evimde ağırlama fırsatım oldu ....yemek sonrası kurulduk tv karşısına patlattık mısırları filmleri seçmeye başladık....yanında getirdiği dvd lerin içinden 4 dalda altın portakal sahibi olan pazar isimli filmi seçtik ..yönetmeni ben hopkins....
1994 te doğuda bir kasabada geçiyor..kafasında 40 tilki dolaşan ne iş olsa yaparım abi yeterki köşeyi bugün döneyim diyen kahramanımızın değer yargılarının nasıl bi anda çöktüğünü ve çarkın nasıl döndüğünü anlatıyor....velhasılı hergün rastladığımız ve mantar gibi çoğalarak içimizde barındırdığımız bu tiplerin prototipi olarak alınmış bir karakter ve taklaları ....genel türkiye halleri...bizi bize anlatan bir film...
ikinci seçtiğimiz film ise biraz benim fırsatçılığımın kurbanı oldu ... ne zamandır acep tırsaymıyım diye cesaret edemediğim şu dünyayı sarsan gerilim filmi paranormal activity hooopppp listemin önüne gelip ee izlesekmi zaten iki kişiyiz nidalarıyla açıldı.....korku değilde daha çok eee deyip deyip gerim gerim gerilme durumları oldu ....10 bin dolarlık bütçeyle gayet iyi çekilmiş ve düşünülmüş film...bilinmeyenin ve açıklanamayanın cazibesi....film bitti horrr kafayı vurup yattım....sabaha kadar misler gibi uyumuşum en deliksizinden...banada böle bi aktivite musallat olduysa zamanında başedemeyip gitmiştir herhal.... :)bu türü sevenlerin çok beğeneceklerini düşünüyorum...şahsen ben beğendim ...


bana bunlar denk geldi...

29 Ocak 2010 Cuma
bu hafta sonu  kar yağdı ..planlar altüst oldu ....ali poyrazoğlu tiyatrosundan iyi günde kötü günde oyununa biletim vardı ama kar nedeniyle iptal olmuş...banada o gün filme gitmek düştü... morganlar nerede saat itibariyle tek uyan filmdi.... 5.dakikada filmin olayı belliydi ....aşk meşk.. ikili ilişkilerin arızalı hal ve gidişatları vs vs...ama bu ilişkide adam hakkatan gerzekti sölemeden geçemeyecem ... yuh artık dedirtti bana....
gelelim ikinci filme....cem yılmazın tüm filmlerine ilk gün gitme başarım bu filmde olmadı ...niyeyse pek bi gidesimde yoktu ...kendisini tek geçmeme rağmen.... bu filmede ee tamam bunun saati uyuyo bi bakayım diye girdim ....acayip eğlendim ..acayip güldüm .... esprileri süperdi ....resmen  filmden çıktığımda yanaklarım acıyodu ...kulak kenarlarımdan topladım yayılmış ağzımı ....bence en komik filmi bu olmuş..bi de herşey çok güzel olacak var tek geçtiğim..onun tadi başka...ama bu filmde beni pek bi güldürdü hani yani..... fragmanıda işte burda


bu arada filmcilere bi haber daha....11-21 şubat tarih aralarında uluslararası bağımsız filmler festivali mevcut ...arkadaşım kian  bana mary & max filmine bi bilet aldığının müjdesini bile verdi.... işte linkte burda  tık tık ...bakmadan karar vermeyin derim.... ii seyirler ola...