izlenenler

14 Temmuz 2010 Çarşamba
jim carrey varsa zaten bir abukluk vardır diye kabullenip öyle seyretmek lazım tamamda film de  oha artık bu nasıl oldu yaw dedirtiyor ... bence oyunculuk anlamında hakkını vermiş ve gene sınırları zorlamış jim carrey ... ben eğlendim ... gerçekten hoş vakit geçirilecek bir film ... sanki bu film ya sevilip kabullenilecek yada off nefret ettim tahammul edemeden kapattım denilecek türden bir film ..arasına pek müsade etmiyor eh idare eder denilemeyecek türden ... ben beğenenlerdenim...




John Cusack varsa bende varım severim bu şahsı dedim ...ilk başta +18 felan yazıyo ama yok öyle durumlar.... konusu basit olmasına rağmen inanılmaz güzel kurgulanmış... 80leri görüp bilenlerin çok eğleneceği bir film ... nerdeyse 80 leri sevdirecek ..oha yani ... allah bir daha 80 leri yaşatmasın diyorum ... beni güldürdü ... umarım sizide güldürür ...öneririm ...




çok uzun zamandır bu kadar içten ve bu kadar leziz bir film seyretmemiştim ...resmen film aaa bittimi keşke bitmeseydi diye tühlenip kulaklarınıza varan ağzınızı toparlamaya çalışarak geçiyor... önermeyi geçip, haddimi aşarak illaki izleyin baskısını yapmak istiyorum  ve bu filmi kaçırılmaması gerekenler listesine alıyorum ...

hoppalaa

12 Temmuz 2010 Pazartesi
zönk!!!...
nasıl yani yawww....

değişik

10 Temmuz 2010 Cumartesi
geçen akşam üniversite zamanından bir arkadaşıma rastladım ... ikimizde anadolu yakasında okuyup avrupa yakasında aynı apartmanda ikamet ediyorduk ...haylice yol almışlığımız var beraber yani.... sonra o evlendi taşındı bıdı bıdı ... hatun beni görünce şöyle bi süzüp iki sarılıp bi öptükten sonra 5 dk da bi ton soru sordu; nerde çalışıyosun ... kaç yıl oldu... nerde oturuyosun ... ev kiramı seninmi...arabaylamı geldin  ...bebek yokmu....bu ne hız yaw...ayaküstünde resmen gbt mi aldı ... peh...
bi de bu modelin tam tersi var...onlarda periyodik olarak arayıp nasılsın sorusunu sorup nasıl olduğunla ilgilenmeden kendi hayatlarındaki başarıları ve gelişmeleri anlatırlar... hamileyim ...ev aldım ...tatile italyaya gittik şöyle güzeldi...pilatesle 5 kilo verdim ... saçımı sarıya boyattım ... çocuğu okula yazdırdım yıllık şu kadar...yeni işe girdim ... sen gebersen umru olmaz o an ...sonra da ee hadi çok konuştuk deyip kaparlar teli bir de....
evet biz kadınlar değişiğiz...

kumkuma

7 Temmuz 2010 Çarşamba
geçen haftasonumuydu neydi...boğazda ağrı ile başladı ve sesim çıkmaz oldu... hala pek düzelmiş değil ...sabah kargası gibi... ses sanki başka bir yerimden çıkıyor, benim değil, bana yabancı...burnumla boğazım arasında entresan bir duygu bırakan iç gıcıklayıcı  sıvı var... zaman zaman nefes almamı zorlaştırıyor zaman zamanda kuru öksürük yapıyor...  hatta son iki sabahtır kusuncada haydi doktora dedim kendime.... geçen senede böyle olmuştu ... hatta bi kaç ay öncede.... geçmiyor...çok inatlaşmayayım oldum bu sefer....sabahtan aldım kbb randevumu ama herzaman olduğu gibi de randevu saatini kaçırdım ..oturup sıranın tekrar bana gelmesini bekledim ... hastanenin çıkardığı aylık yayınları okumaya başladım ... çok büyük bir hata...nasıl içim şişti anlatamam....yok meme kanseri ...yok geç hamileliğin riskleri.... yok bebeklerin ilk 36 saati... stresin zararları ...sanki derginin bana özel sayısı ....her sayfada daha bir daralma.... kapattım dergiyi ...derin nefes alarak gittim bir elimi yüzümü yıkadım ...döndüm geldim....daha içerde hasta var bekleyin dediler..... olur bekleyeyimde psikolojim çöktü burada.... sonra broşürlere bakmaya başladım ...hiç adını duymadığım bir hastalık ismi vardı ...açtım  pigment bozukluğundan kaynaklanan deri kanseri türüymüş...şöyle başlıyor beyaz tenli çilli insanlar daha bir risk altında....bu ben oluyorum ...vucudunuzda 100den fazla çil varsa risk altındasınız demektir.... yaw manyakmısınız... bugün çillerimi saymaya başlasam yarına bitmez .... çilli ve cildinde çokca ben olanların özellikle benlerini gözlemlemeleri erken teşhis için önem taşımakta.....hayat esmerlere güzel zaten ..çocukluğumdan beri çeşitli çil şakalarına maruz kalıp psikolojimi bozması  yetmiyomuş gibi,ömrümde bir kez bile bronzlaşamamış olmam yetmiyomuş gibi ,şimdide paranoyak olup kanserlemi mücadele edecem ....neyseki doktor o an sıranın bana geldiğini söleyip beni çağırdıda daha fazla küfretmeden asıl konuya geldim...ha evet şu erkekden dönme tuhaf sesim ve boğazıma takılı o gıcık için burdaydım ....doktor pc den bakıp hımmm geçen sene mart ayındada bu şikayet nedeniyle gelmissiniz buyrun muayene edeyim dedi oturttu bir koltuğa... kamerayla baktı ...oooo çok akıntı var.... burunda tıkanıklık varmı ...yok ....burunada bakalım ...ooo burnunuz ameliyatlımı ...hayır... çok güzel burnunuz varmış ...teşekkür ederim ama inanın şımaracak halim yok yaşım ilerlemesine rağmen gebelik geçirmemiş eğer bir gün karar verip gebe kalırsamda doğma ihtimali olan bebeği bekleyen septomları az önce okumuş ve zihnini cilt kanseri saçmalığına saplamış çillinin önde gideniyim diyemedim tabii...burnunuzu ameliyat edelimmi...hoppala ....sebep...değiştirmek istediğiniz beğenmediğiniz bir yeri olabilir ....yooo iyi böle... artık ağrısız acısız oluyor ameliyatlar ..sizde beğendiniz ya iyi benim burnum .... birde içine bakalım ...çıkardı kocaman metal bişey soktu burnuma ...hiç bukadar düzgün kemikli bir burun görmemiştim ..burun kemikleriniz cetvelle yapılmış gibi... burnunuzun içinin fotoğrafını çekebilirmiyim .... burnumda o metal varken cevap veremedim ama ilk fırsatta hayır dedim .... çüş ..(ekrandan burnumun içini gösterdi.. kurumuş sümükler burun kıllarımı burnumum yan duvarına yapıştırmış gayet iğrenç görünüyor....öyykkk) boğazım niye böle konusuna dönmeye çalışarak neden akıntı boğazımda birikiyor dedim ... sinüslerde bir kapımı ne varmış ... o kapı kapalıysa akıntı yapar kapı altından usulsuzce başka yerlere akarmış...eee yani...kapımı kapalı ....belki.....film çekmek lazım ... eee çektiniz kapalı sonra nasıl açılıyor.... haa o mu...ameliyatla ..çok kolay ...ertesi gün iştesin ...problem yok...tek derdim işten bir gün uzak kalmak ya benim ...adam taktı herşekilde beni ameliyat edesi var ..bence bu doktorlar bunca yıl okudum neden ameliyat etmiyorum deyip böyle mesleki bir rahatsızlık içine giriyolar...yaw gördüğün her burnu ameliyat edeceksin diye bişey yok .... ben bir ilaç denesek felan dedim ... haa tabi önce yazdıklarımı bir kullan ...kuvvetli bir antiyotik verecem gebelik varmı... bir sen sormamıştın şu ana kadar...nerdeyse hamile değilim yaka kokartı takıp gezecem memlekette çünkü evli her kadının ilk görevi gebe kalmaktır ya. .... neyse ..döşedi teker teker  ilaçları ...yok yani doktorda olsa bana septomlusu ayrı bir delisi denk geliyor... normal insana hasretim ... deli deliyi çeker misali hep burnumun ucundalar.... oturmuş pc başına hastane kayıtlarından şimdiye kadar gittiğim bütün doktorları görüyor soruyor adam ... sanki her derdime deva olacak...doktorunda meraklısı hiç çekilmiyor...hımm 2 yıl önce el cerrahına gitmişsin elindeki problem ne ...eeee mause tutmaktan mesleki deformasyona uğradımda.... amerikadan böle bişey aldım mause tutarken bileğinizin altına koyuyorsunuz eliniz rahat ediyor... yok doktor bana şunu verdi deyip çantamdan çıkardım bilek destek zımbırtısını ....yok bu bir işe yaramaz.... yaw doktor verdi diyorum niye işe yaramasın kaç yıldır kullanıyorum işte.... bence bundan almalısın çokta ucuz 1 dolar....türkiyeye gelmiştir..ben gene gidince alacam  amerikadan ....daha öncede 5-6 tane almıştım zaten...eeee ne yani arayıp arada ne o şekerim ne zaman gidiyosun amerikaya banada bir dolarlık zımbırtıdan getirecenmi diye hatırlatmamı yapmam lazım ..ben memnunum dedim bu anlamsız konuşmanın artık bitmesi adına.... konuşmaktan yazmayı bitiremediği reçeteyi sonunda elime tutuşturda kendimi dışarıya attım ...off yawww.... cümleten geçmiş olsun ...

gönülçelen

6 Temmuz 2010 Salı
methini çok duyup okumak istemiştim ama kitabı hep gönülçelen olarak aramıştım ..meğerem çavdar tarlasında çocuklar olarak türkçeye çevrilip yapıkredi yayınlarından çıkmış ... arkadaşımın elinde görünce gözlerim parladı ...o okur okumazda sıra bana geldi... malum ilkgençlik çağına dair bir roman ..okumak için biraz geç kalmış olsamda sonunda bu romanın benim durağımada uğramasından inanılmaz mesudum ...  başroldeki  "holden caulfield" karakteri herşeyden nefret etmesine karşın bağrınıza bastığınız, bir dönem illaki  bünyede hissettiğiniz türden isyanlara gebe, gençliğin baharında,  asi bir ruha sahip aslında sevgi dolu bir kişilik ... okudukça  (orjinali küfürlüymüş türkçeye gayet kibar çevrilmiş olmasına rağmen ) rahatladım ...her küfrü ben ediyorum sanki öyle  bir rehavet çöktü üzerime...bazen insana herşey fazla gelir, dünya üzerine üzerine geliyormuş gibi olur ya holden de durum bazeni aşmış baya bir yerleşik duygu halini almış, öfkeli şirin tadında.... sinemadan ,oyunculardan ,yapmacıklıktan,yalandan ,okuldan,aptal ergenlerden sayamayacağım kadar çok şeyden nefret ediyor...kitap okumayı çok seviyor bir de kız kardeşini ...olayları ve kişilikleri anlatırken ki uslubuna bayıldım ...okuyan herkesin gönlünü çelebilecek bir kişilik ... hakkaten olabileceğinin fazlasıyla öfke , nefret ve olumsuz duygu zikredilirken nasıl oluyorda kitap insanın içini ısıtacak sıcaklıkta hoş bir tebessümle bitip sizi şaşırtıyo bilemiyorum ..ustalık bu olsa gerek ....                   

d.i.h.o

4 Temmuz 2010 Pazar
malum yaklaşık 5 - 5,5 ay evde bir başıma kalakaldım ... daha öncede kutupayusu askere gidecek diye bir salmışlık vardı ... o dönmeye yakın eve bir baktım ev baya bir insani yaşam standartlarının dışına çıkmış ... geçen hazirandan beri pencereler silinmemiş...eve gün ışığı sızamıyor...(oha.. neyseki annem okumuyor bu yazdıklarımı) ben işte yaşamsallık adı altında bişeyler yapıyordum ..işe gidecek kadar kıyafet yıkayıp ütüleme ...ölmeyecek kadar yemek hazırlayıp ki bu genelde hazır yiyecekler yada anneden taşınan yiyecekler ve geneldede tek tabak olduğundan kelli pek bir çabaya hacet kalmıyordu .... işte arada nevresim değiştirme felan öyle yuvarlanıp gidiyordum ..bana kalsa işe bile pijamayla gidip aylarca üstümü değiştirmeme kapasitesi var ama malum toplum buna hazır değil .... neyse ben askerdeki şahsı olaya alıştırma açısından o gelmeden bi 10 gün önceden başladım durumun idraki için ufak detaylar vermeye... o gelincede ortak hesap kitapla bu evi kireçlemeli ve dezenfekte etmeli fikri karar aşamasına geldi ve acilen bir boyacı arama tarama timi kuruldu ...evimiz zaten kıç kadar...wc de osursan salondaki insanoğlu duyabiliyor..bu açıdan boyama işlemi 2 günde halloldu ..amma velakin boya işini geçtim bi evi tekrar hayata kazandırmak ne kadar meşakkatli bir işmiş bunu baştan kestirememişiz onu anladım... evin boyanması nerdeyse bir ay oldu ...dolap içlerindekilerin yıkanıp ütülenmesinin en son noktası  bu güzel güneşliı nadide yaz pazarına kadar uzadı...bu arada farkettiğim başka bir nokta ev çöp eve dönmüş..poşetler yetmedi evden çıkardıklarımıza...anlamadım napıyorum ben..ne bulsam saklamışım ... bir gün gelecek ve işime yarayacak havasına... bu arada ev de yaşama alanı kalmamış meğerem...kütüphaneden bi ton dergi gazete eski kitaplar paket yapıldı ..giyilmeyen kıyafetler ayrıldı ...ayakkabılar kutularına kaldırıldı unutulanlar günışığına çıktı ...vs vs... ne çok ıvır zıvır durum ...taşınsam daha iyidi sanki... bu kadar uğraşmaya seneye taşınırımda ben ..demedi demeyin ..neyse...boyacı ayarlandı boya almaya gidildi ... ne renk olsun felan ..ben bir an bir odanın bir duvarının siyah olması gerektiğini düşündüm ... olurmu olur havasına gazladık gitti..boyacı felan olayı baya abuk bulduysada biz ikna olmuştuk bir kez..ani alınan bu karar nedeniyle iş yerinde tırım tırım siyah oda nasıl olur yoksa yapmasamıydık endişesiyle işi gücü bırakıp netten siyah duvarlı oda arayışına girdim bile...böyle fotoları siyah beyaz bastırtır çerçeveler asarım ..yan duvarada siyah çerçeve koyarız vay be felan hayellerini yeşertip çiçekler açtırırken evden bir telefon geldi... myk acep biz bu duvarı siyap yaptık ya diyorum ki tüm oda siyahmı olsun ..süper oldu yaw telefonunu alınca noluyo yaw oldum ...biran önce saat 6 olsada eve varıp baksam yeni yaşam alanımıza.... velhasılı eve gidip görünce içim açıldı valla.... evet evet ...siyah duvara bakıyosun ve kayboluyosun ..tamamen bir derinlik ..bir dinlenme...hem migren içinde ayrıca bir artı ... resmen salyalarım akıyo duvara bakınca... hemen foto çekmeye başladım o iştahla evin dandini olmasını önemsemeyip...aslında bu fotolar tripot kurulup çekilse daha başka olurlardı ama bende o sabır ne gezer..heyecanlı bir kişiliğimdir... aaa şöle dön bölede çekeyim ... of harika bu duvar nidaları baya bir gün sürdü ....velhasılı gözümden sakınır oldum duvarı ..öle çerçeve felanda asamam böle kayboluyorum bakıp bakıp ne güzel tavırlarım devam ediyor... henüz bugün pc ye aktarılması nasip olan fotolara bakarkende gene bir heyecan basıp lannn bu movie makercık ne işe yarıyo böle ben bu kutupayusunu döndürsemmi felan diye düşünürken ahanda böle bir videoyuda aradan çıkardık ...pek bir şey değil işte emeğe saygı pilissss..... çok eğlenceliymiş ... devamını bekliyorum kendimden ...
 (bakınız: askerden yeni dönmüş sosyal hayata intiba etmeye çalışan kutupayusu)
 
d.i.h.o from mykuuu on Vimeo.

takılberi

3 Temmuz 2010 Cumartesi
ben yemeğin renklisini mis kokanını yedikçe yenilesini severim ...

tezgahın üzerindeki bu renk curcunasına şahit olunca dayanamayıp şipşakladım ...
yemek yapma konusunda süper şipşakcıyımdır...yemek yapanı iyi oyalar iyi motive eder midemi bayramsız bırakmam ... tarifine gelince valla sormadım gördüğümü çektim ... hemen olan bir yemek ..yeterki elde malzeme olsun... işte sahneler bunlar...
sonra hopppp.... hepsi aynı yerde buluşup kaynaşıyor....
ve final 
 sordum ismi takılberi imiş..... yersen 
ohh...
karnım tok 
sırtım pek 
: )

çok ta mikiamo kome skiamo zaten

30 Haziran 2010 Çarşamba
şu an bir yerlerde tatil yapanlar var.... üzerilerine hiç vazife değilken bekar beyfendilere tam donanımlı hoş hatunlar bulan çöpçatanlar var...trafikte kırmızı ışıkta geçip uyanıklık yaptığını düşünen sırıtan suratlar var...yüzüme bakıp aslında süper insanlarız imajı verip arkamdan laf edenler var ... laf salatarıyla karınlarını doyurup formda kalanlar var ... kısacık ömrünü bütün gün masamın üstünde dönüp durarak geçiren kelebekler var ... haziranda yağan sağnak yağmurların arkasından çıkan gökkuşağı  var...evet var..henüz görmedim ama açıklarda olduklarını biliyorum ... içimde kocaman bir şiddet var ..boğazımda da kesik bir ağrı ... sesim soluğum çıkmıyor....telefonlara kadrolu sapık olarak cevap veriyorum ... yok hayır yatak odasındada değilim ...masamın başımdayım ...herzamanki gibi... akşama ziyafet var...annemin mutfağında mis kokular var .... hah tabi ki en çok ta uykum var.... geriside fifi zaten ....

aniden

22 Haziran 2010 Salı
pazar gece yarısından sonra aniden patlayan gökyüzünü takibe alıp şimşekleri yakalamaya çalıştım ... amma velakin durum umduğum gibi değilmiş...şiddetli sesten sarsılıyorum galiba hiç netleyemedim ....ama genede keyifli bir denemeydi..

                                                              anlık aydınlanan gökyüzü

                                                                          karanlık
                                                                           yağmur
                                                                     toprak kokusu
                                                                           tık tık

yeniden

21 Haziran 2010 Pazartesi
son günlerde paso malt dinliyorum ... bu şarkıyı ilk duyduğum andan beri tam da benlik deyip tekrar tekrar dinleyip mırıl mırıl söleyip duruyorum ...dün tv açık...bir müzik kanalı kendi haline bırakılmış...ben öbür odadayım .... bu şarkıyı duyunca koştum geldim tv karşısına dedim herhal klip buna çekilmiş vay be şansa bak .... o da ne...bu şarkıya klip çek deseler ben böle kendi psilojimi yansıtan bu klibin aynısını çekerdim valla.... şarkı resmen kolum bacağım gibi bünyeme uyum sağladı ...ha bi de benden başkasına oluyormu bilmiyorum .... bana çok oluyor..muhtemel ben bu şarkıyı önümüzdeki on yıl daha bu sevgi ve heyecanla söyler ,dinler,dinletir ve yan odada kıyafetleri saçıp savma dolabı hafifletme harekatında kaybolmuş halimden çıkıp koşarak tv karşısına geldiğim anı hatırlar dururum...

         

ps:21 haziranda pazartesine mi denk gelirmiş yaw...

YEKPARE (monolithic)

16 Haziran 2010 Çarşamba

‘YEKPARE’ (monolithic) from nerdworking on Vimeo.

Art Direction & Visuals: Deniz Kader – Candaş Şişman
Music: Görkem Şen
Project Management: Erdem Dilbaz
Technical Advisers: Refik Anadol - Alican Aktürk
Modelling: Gökhan Uzun – Can Dinlenmiş

malumun ilanı

11 Haziran 2010 Cuma

Pomplamoose - La Vie en Rose (Edith Piaf cover)

görünmeyen

10 Haziran 2010 Perşembe
en son okuduğum kitap paul aster in son şeyler ülkesinde idi..yarattığı dünyaya o kadar hayran olup okudum ki kitap henüz bitmeden raflarda görünmeyen romanını görünce dayanamayıp aldım ... aslında kitabın arka kapağında karmaşık ilişkiler zincirini anlatıyor aşk üçgeni dörtgeni beşgeni oluyor diye açıklamalar yazması benim o an canımı sıktı... kendi adıma en azından şu an içinde bulunduğum dönemde karmaşadan uzak durmam lazım dedim  ama bir türlü merakımıda bastıramadığımdan kitabı aldım... konusuna gelince birbiri içine geçen tesadüfi denebilecek olaylar yaşanırken hem bunların somut ve fiziki gerçekleri hemde hayali, bir yazarın iç dünyasıyla ilgili düşsel olasılıklarını anlatılıyor ...olaylar 3 bölümde anlatılıyor... her bölümü bir başkası kaleme almış gibi kurgulanmış ki bu kurgu bence çok etkileyici... gerçekler her zaman göründüğü gibi değildir bir çok katmanı vardırı düşündüren bir roman ...ister anlatılanlara inanır yazara teslim olursunuz ister kendi gerçeğinizin izinden giderseniz...ne olursa olsun okunması çok zevkli ve sürükleyici.... paul auster sevenler kaçırmamıştır o kesinde bu yazarla tanışmak isteyenlere iyi bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum...

case 39

9 Haziran 2010 Çarşamba
en sonunda soğuk dağ filmiyle oscarı cukka eden  renée zellweger’in aile hizmetleri dairesinin memuru emily ’i canlandırdığı bir korku demeyeyimde gerim gerim tırsma filmi... bu memure hanımın önüne gelen dosyada 10 yaşındaki bir kız çocuğunun ailesinden şiddet gördüğü şüphesi söz konusudur...bizim sarışın hatunda ne iş araştırayım der ve  film başlar.... gerilim filmi olması nedeniyle işler bir anda renk değiştiriyor.... en son orphan da bu kadar gerilmiştim...şu an resmen 10-12 yaş kız çocuklarını görünce içim ürperiyor... benim o yaş grubuna bakış açım değişti resmen... şu an bana bu yaş grubundan bir kız çocuğu gelip merhaba dese ne istersen yaparım ama sakın bana zarar verme cevabı verebilirim ...  tam orphanı unutmuşken buyrun bir perçin daha...izleyemek isteyenlere bol gerilimler ....ben unutmaya çalışıyorum...

bu sabah afet var istanbul'da

8 Haziran 2010 Salı
berbat bi hava ...şakır şakır yağmurun 10 katı felan yağıyor...arabayla çıkmayın dediler bende metrobüsle takılayım dedim...rutinim bozulur...bi de böyle yağmur cama pıt pıt damlar...dayamıssındır basını o herkesin başını dayadığı saçlarının yağının geçtiği pis cama...açarsın romanını...bir iki satır okur biraz camdan trafiğe bakarsan ...azıcık için ürperir...arada saatini dürtersin ....geçmi kalıyorum kaygın anlık gelir geçer....çıkarken yanıma şunuda aldımmı telide evdemi unuttum diye çantayı kolaçan edersin sonra bir ağırlık çöker.... göz kapaklarında tombul cüceler oturur...kaldıramassın bir türlü ...sonra nerdeyimin bilinci uzaklaşmaya başlar bir huzur halkası yayılır...sonra bildiğiin uyursun ..belki sıçrar uyanırsın belki salyalarının verdiği serinliğe ayılırsın....utanarak ve birazda panikle durağı kaçırdım korkusuyla açarsın gözlerini ....bir zamanlar şikayetci olduğum bu duyguların hepsi paket halinde özlenmiş olarak raftan indirmiş buldum kendimi....bozuk param cebimde metrobüs yolunu tuttum sabahın zöttürüğünde....ama noldu biliyomusunuz....ıkış tıkış insan seline maruz kaldım ...metrobüs yanaşıyor  ve bildiğin itiyorlar..dur yaw bile diyemiyosun ...şahsen nasıl metrobüse bindim bilemedim ...bir ara çantam iki kişi arasında sıkıştı kaldı ..neyse çantayı kurtardım ama ayakta böle bir ıkıştepişlik ....tepemde insan azması takımelbiseli adamın galiba çürük dişi vardı gayri hiç başımı kaldıramadım ...sağ kolum çıkmış olabilir.. tek tutanabildiğim yer mesefa olarak biraz uzak olsada, inatla tutunmaya çalıştım ...menzilimde bu koku varken nefesimi tutarken başka bir yer de arayamadım ...indiğim yerden minibüse bindim yağmurun şiddetine inanamadım ..afet dedikleri bu olsa gerek ...minibüsten inmemle koşmam bir oldu..baya bi dükkana kadar koştum ...amma velakin bütün sokaklardan oluk oluk sular geliyor...ayağımı basmamla suyun içine batması kaçınılmaz bir sondu...resmen insanlıktan çıktım...şu an donuma kadar ıslanmış vaziyette ayaklarım cılk içinde pc başında şapşal vaziyette oturmaktayım ...bu gelişin birde dönüşü olacak düşüncesi gerçekten feciyat ... nasıl bir şehir nasıl bir millet buyrun burdan yeyiniz.... neyseki şu an kahve içiyorumda keyfim biraz yerine geldi ....akşam ola hayrola....

dikkat!.. mide bulandırıcı bir yazı ...

7 Haziran 2010 Pazartesi
ben bu hayatı alttan aldıkça o üzerime çıkıyo...en son kafam buna bastı hamdolsun ... olayı en baştan almayayım diyorum ama içimde yara olmuş hepsi ...ben öyle aman efendim şunu yemeyeyim bu pistir şimdi şundada yeni yetme hatunlar  gibi problem çıkarmayayım diyorum,  aman bunun suyundan koymayın içinden maydonozları ayıklayın hem üzeride çok kızarmış olsun diye garsonları baymıyorum hemde en olmadık şeyler başıma geliyo işte o an feci kıl oluyorum ... halbuki ben sokaktan pilav üstü nohut yemiş insanım .. midye dolmaları hüp hüp sömürürüm .. kokereçe bayılırım ...şerbetli tatlılarla aram iyi olmasada nerde el arabasında satılan kerane tatlısı görsem yada lokma tatlısı boş geçmem tadına bakarım ....o denli rahatımdır...ama hangi pilavda taş var hangisi yemekte kıl var hepsi gelir beni bulur....
yıllar önce şimdi bilemiyorum hangi yıl ...açlığına dayanamayan ben patron kişisiyle milanoya gidiyoruz bilmemne fuarına...ben açım gecenin bir vakti uyanıp yollara düşmüşüz uçakta bişeyler verdiler tek gözümle iki tıkınayım diyorum ...patron diyoki aman ha...karnını böyle boş şeylerle doldurma müthiş güzel bir sandwich dükkanı var ..orada ziyafet verecem sana...mümkün değil lokma alamıyorum önümdekilerden ..resmen fare gibi didiklemeye çalışıyorum ...neyse indik uçaktan taksiydi oteldi ....benim baş zonkluyo zaten ...bulduk meşhur dükkanı ...nasıl güzelmiş dükkan ..öyle bir vitrin görmedim ben hayatımda..envai çeşit sandwich var mis gibi ekmek kokuyo felan ...kuyruk kapılardan taşmış... sıra bana geldi hemen malzemeyi saydım sarışın uzun saçlı fıstığa... elimizde sandwichler sokağı dönerken ben ilk lokmayı ısırdım...lokma uzuyo ...sarı saç nerdeyse yarım metra uzadı...patronla gözgöze ,ağzımda lokma, kollar ilerde...napsam ki.... sövsemmi.. kahırlansammı .. kaderime razımı olsam ...bildiğin fiyasko ....
yine bigün ..rahmetli annanemin yaşlılıktan muzdarip olduğu dönemler....annem gitmiş yemek yapmaya bende iş dönüşü aç bişekilde uğradım.....annem dedi çorba yaptım şu pirinçle yapılan ne çorbası yaw neyse ondan işte....annem çorbayı ısıtıyor bende başında laklak ediyorum ....bir baktım üzerinde siyah noktalar dedim iri çekilmiş karabiber mi  ne olaki bu ..bir eğildim tencereye bi sürü böcü dönüp dolanıyo suyun üstünde rezil vaziyette..anne bu ne... pirinçler böcülenmiş herhal ...annem dedi bilmem ben teyzen ayıkladı pirinçleri ben pişirdim sadece...ben ayıklamadığımdan yakınları takmadım ...anne at bu çorbayıda annanem içtimi ...evet .... hatta teyzende evine bir tabak götürdü....hemen teyzemi  aradım oh maşallah içmiş bile çorbayı ...ilk defa oh yırttım dedim ....
başka bir gün ...gencim o zamanlar...üniversiteye hazırlanıyorum ...rituelimde kursun altındaki kuruyemişciden  kücük kesekağıdına kuru üzüm alıp, ders başlayana kadar mideye gömmek ....gene almışım kesekağıdını koymuşum cebe hapasa yiyorum ...bir arkadaş geldi yanıma üzüm istermisin dedim ..uzattım kesekağıdı ...hatun aldı bir avuç ve çığlık...içinde hamamböceği varmış.. ölü....hadi canım ...nasıl olur dedim ...kesekağıdını sıraya boca ettim ki bi tanede ordan çıktı...üzüntü ve muzkabuğu.... kusmaktan midem çıktı ...ogün derse felan giremedim ..resmen herif kariyerimle oynadı yaw.....
gene bambaşka bi gün daha....sevgiliyle yeni yeni gezip tozmalardayız...ben ömrümde hergece donmuş pizza yiyeceğimi kestiremediğim günlerdeyim..girmişiz gayet janjanlı bir pizzacıya vermişiz siparişi ben dilimleri yuvarlıyorum ...son dilimi bıcakla kestim ..o an farkettim... tırtılın yarısı bir dilimde yarısı diğerinde kaldı ...garsona dedim ne iş ...hayvanlı haşeratlı bir dilim karışmış buraya...aaa... pardon ... tek iyi yanı hesabı ödememiş olmamızdı ....ha bi de benim onu farketmem.....
gene bambaşka bir gün ...iş yerinde öğlen yemekhaneye çıktım ...zaten oldum olası sevmem yemekhane yemeğini belki bir çorba felan içerim ...ya da içerdim diyeyim ...o gün zeytinyağlı biber dolması varmış...çok ta severim ...dolmalarda gözüme ışıl ışıl göründü...en büyüğünü seçip servis eden ablaya dedimki bunu verirmisin bana...abla  aldı  dolmayı benim tabağa uzatacak o da ne....altından resmen kumsalda güneşlene gayet keyifli sırt üstü yatmış karafatma çıktı...evet sonra yemek firması değiştirildi ama ben o firmada yaklaşık iki yıl öğlen yemeği yemedim bir daha....
gelelim bu en son market alışverişime... bir türlü bunun paket halini yapmıyolar yada bana denk gelmedi bilemiyorum ...çaresiz  marketin kuruyemiş satan bölüme gidip iki kepçe çekirdekli siyah kuruüzüm istedim ..adam ilk kepçeyi daldırdı bir kelebek uçtu ...dedim ki adama kelebek çıktı içinden ..yuvası felan olmasın bu kelebeğin..dedi abla burda kelebek çok normal ..olur öyle... almasammı lannnn felan diyorum kendime..adam o arada paket yaptı verdi elime üzümleri ama market sepetine atamıyorum bir türlü elimde kaldı poşet ...öyle bir tur attım ..son bir poşete baktım ...içinde tırtıl dolanıyor... la havle demek bunlar büyüyünce kelebek oluyo ... 
sebepsiz mutlu uyandığım günlere sebep içimde uçuşan kelebekler hissiyatı ...noluyo kardeşim ...
öyyykkk   möyykkk...

the collector

5 Haziran 2010 Cumartesi
kasa açma işlerinde başarılı tesisatçı abi, karısının tefeciden aldığı ve ödeyemediği borcu ödeme amaçlı daha önce çalıştığı bir malikanenin kasasını açmaya mecbur kalıyor....gece eve girdiği andan bir iki dakika sonra anlıyosun ki evde bir oyun var... bildiğin saw serisindeki oyunların türünden ... abi galiba  çok izlemiş bu seriyi ..tıkır tıkır geçiyor tüm oyunları .. oyunları döşeyen ve insanları toplayan koleksiyoncu neden topluyor nereye götürüyor, amacı ,hedefi ,herşey muamma...ne ara o kadar düzeneği kurmuş eve pek mantıklı değil... amma velakin sahneler inanılmaz gerçekci....herhalde saw serisinin 1555. serisi de çıksa izleyecek olan ben bu filmi sahneleri açısından beğensemde saw daki gerilimi pek bulamadığımı söylemek isterim ...ama genede tuzaklar için izlenmeli  derim ...

vavien

2 Haziran 2010 Çarşamba
 çok isteyipte gidemediğim filmler arasında liste başımdı vavien ...akşam film listemizde görünce illaki vavien deyip play tuşuna bastık ...bu ekip her ne yaparsa yapsın her şekilde kabulum olduğundan ne konusunu ne yorumları okudum bunca zamandır ... herhalde tek izlemeyen ben kalmışdır .. ondan kelli  içimden geleni söyleyesim var...zaten oyuncu kadrosuna söz söyleyenin dili düşer bence..  sonuç ;   film süper ben bayıldım ..o kadar çok  sahne var ki detaylarına koptuğum..ilk aklıma gelenler soba bacasından para zulası beklerken outocad cd lerinin çıkması...evdeki kişisel zulaların herkes tarafından bilinmesi...abinin neşet ertaş la tv den düet yapıp alkışları kendine alması ve vs vs.... bu liste böyle uzar gider gibi...ha bi de vekil hanımın gırtlak sendromu ve aynadaki pikniğe gidelim sırıtışı....uzuyo işte...velhasılı acayip keyifli bir filmdi ...bi de dün anlattığım yol hikayesinin üstüne olay cuk oturunca ikinci kez koptum...dedim sevgili kişisine masraftan kurtardım seni ...otomatik kapıyı sen yaptırmadan ben atıyordum kendimi ama mani oldun ..bi dahaki sefere ..herhal filmin sonunu bilip bi sonuca varamayacağından tuttu beni...ya da sigorta şirketinin bu filmi izlemiş olabileceğinide düşünmüş olabilir....ahahahaa ..neyse işte...illaki izlenmeli diyorum .. bu arada sen ellerini yıkadınmı !...

bir yol hikayesi

1 Haziran 2010 Salı
hoppppp...evet döndüm ...tatildeydim şekerim : ) ...annemin deyimiyle tam mısmıl döndüm ... he he...bu mısmıl da ne diyosan yazayım hemen çok ekmeğini yemişliğim vardır....mısmıl nasıl olması gerekiyorsa öyle olmasıymış... eskiden annem odama gelip bu odanın dağınıklığından bıktım şimdi girip topluyosun geldiğimde mısmıl görmek istiyorum derdi giderdi ve geldiğinde milim kıpırdamamış olurdu...niye bu oda toplanmamış...eeee mısmıl ne bilmiyorum hem bu oda böylede olması gerektiği gibi bence...ahahhaa....allah bana benim gibi bir çocuk verirse mıçtığımın dik alası olur bu durum ...neyse konu neydi yaw....
hah tatilden geldim ...yaw en son ne zaman tatile gitmiştim hatırlamıyorum ama tatil süper bir olguymuş ... takrarını reca ediyorum en yakın tarihte...ilgililere duyurulur...uzun uzun anlatıpta üzerime bela,küfür negatif enerji çekmek istemem şahsen... ( çünkü ben bütün tatil postlarına içimden saydırıyordum ...pişman değilim gitmediğim her yer için gidenlere saydırmayı bir borç bilirim .)
neyse işte bir zamanlar iş yerinden çok sevdiğim arkadaşımın benim uyku sendromlarına ilişkin yok sen de bişey değilsin onu bırakta bak nolmuş bizim arkadaşa diye anlattığı bir olay vardı ..ben hadi canım başkası anlatsa inanmamda sende sallamassın bana bol keseden deyip hala şaibeli baktığım bir olayı anlatmıştı ...olay şu: bunun arkadaş tatile gidiyor arabasıyla..arabayı kendi kullanıyor yanında  karısı arkada küçük bebe ve kayınvalide şeklinde konumlanmışlar ...gece oluyor ve yol bitmiyor...bu arkadaşın arkadaşı da  uyur gezermiş... işte bir ara kafa düşüyor bir iç geçmesi oluyor ve arabanın kapısını açıp inip gidiyor..karısı direksiyonu ele geçirip can havliyle arabayı ve içindekileri kurtarsada koca kişisinin kafa göz dağılıyor haliyle...biliyorum şimdi insan buna oha yuh deve demeden geçemiyor ama olmuş işte..
şimdi biz şahsi bineğimizle uzun uzun yolları aşıpta ziv ziv gezdik felan ya.... dönüş yolunda radar varmış..sınır 70miş aşılmayacakmış... aldık cezamızı paşa paşa koyduk cebimize açtık müziğimizi kağnı hızıyla yol alıyoruz...ama ne yol almak ...bu yol bitmez dedim ben bir ara...evden yastığımı felan almışım...yumoş yumoş dayamışım kafayı ...koltuk yaymış kendini ben kendimi koltuğa yaymışım ..arada iki lak lak iki nakarat ilerliyomuş gibi yaparken  galiba uyumuşmuyum içimmi geçmiş böyle iki arada bir derede kalmışım... o an anlaşılan o...bana kalsa ben yola bakıyodum neyse işte bir eşşek kadar arı pat diye gelip üzerime sermiş olduğum hırkamın üzerine çakıldı...ben pek oralı olmadım ..genel tepkisizlik halimi koruyorum..bi de arıdan hiç korkmam...ama arı galiba o çarpmanın etkisiyle vızıldıyo ama tam da ayılamıyo yuvarlanıp kaldı....uçamıyo...sersemleşti garibim... arabayı kullanan sevgili kişisi, gözünün önünden geçip üzerime çakılan arıya karşı telaş yapıp bana dediki hemen dışarıya at, arı kendine  gelmeden .....ben naptım....arabanın kapısını açıp haydi sonra görüşürüz ben arıyı yola yatırıp suni teneffüs yaptırayım edasıyla kapıyı açtım iniyordum arabadan ki sevgili kişisi napıyosun yaww deyip kolumdan tuttuğu gibi beni kendine çekti ve ben kapıyı kapatıp uleyynnnn noluyo napıyorum ben şokuna girdim ...bön bön kaldım ..sonra  hırkayı topla camı aç ve silkele komutlarıyla görevimi tamamlamış bulunsamda bir süre ya inseydim kafa gözü bir dağıtsaydım ..vay be şokunu uzun km'lerce atamadım ...napalım insanlık hali işte..olmaz dememek lazımmış...bu da kayıtlara böyle geçe ...

bir yol dioloğu

29 Mayıs 2010 Cumartesi
erkek kişisi : bu şarkıya bayılıyorum
kadın kişisi : ona bayılma bana bayıl
erkek kişisi : sana ölüyorum şapşal
kadın kişisi : o zaman geber
erkek kişisi : ........
(yüz ifadesi yoruma açık )
kıs kıs

bubbles

21 Mayıs 2010 Cuma
kendimi boş işler genel müdiresi ilan ediyorum ...valla...son günlerimin en büyük aksiyonu budur... o toplar patır patır patladıkça içimde talan edilmiş ormanlar gibi yeni araziler açılıyor sanki....sanırsın doldurulmuş kıyı şeridime aile çay bahçesi açılmış..o denli  :p



                                                           bi yerden başlamak lazım 
                                                                           tıktık

biraz roman çok öykü

17 Mayıs 2010 Pazartesi
son şeyler ülkesinde : her türlü üretim yatırım ekonomi akla gelen herşeyin bittiği isimsiz bir ülke..açlık sefalet akıl almaz ölçülerde ve de daha da beteri umut yok..insanlar umut olmadan yaşayamıyor ve kendilerini gökdelenlerden atıyolar ölümün yollarını arıyolar..ülkeye girenler çıkamıyor...cehennem gibi bir dünya...bu karmaşanın ortasında 19 yaşında tekbaşına bir kızın abisini ararken yaşadıklarını kaydettiği defteri okuyoruz aslında..çok vurucu ve sürükeyici bir uslubu var kitabın ..bana birazda kitaptaki dünyaya çok uzak değilmişiz gibi geldi açıkcası ...okudukça bir çok vurucu detayla yüzyüze geliniyor...bir çırpıda okunacaklar listesine aday kısa bir roman ...
kalbin böcüü : atilla atalayı okumayan insan sayısı herhalde çok nadirdir..hiç okumayan bile en azından sıdıka yı bilir..mizah yazarı olarak bilinsede bu kitabı çok daha farklı...öykü okumayı pek sevmesemde atilla atalay ismini görünce rafta, kitabı alamadan geçemedim ..33 öykü var ..nerdeyse her öykü insanın boğazında düğümleniyo denebilir...ben yanlış bir dönemde mi okuyorum banamı bu kadar bu etkiyi verdi deyip bi kaç kez kitabı elimden bıraksamda okumadan edemedim ...galiba ara ara genede okunacak türden bir kitap olabilir ....
yatık sekiz öyküsünün giriş bölümünden ;

üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
karekökü de
bilirsin
“mutlu aşk yoktur”
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
garip bir biçimde
hep sonsuzdur

karekökü de yoktur


turgut uyar / sibernetik/ kayayı delen incir.

maksat aksiyon olsun

13 Mayıs 2010 Perşembe
bu aralar rutin hayatımın gereksiz içsel karmaşasının yorgunluğu içinde köşelerime çarpıp duruyorum ...müjdeler olsun ki sevgili kişisi kesin dönüşünü yapmak için son manevrayı cuma günü silah teslim ederek gerçekleştirecek ..haftaya yamacımda..heyo heyolar içten pıt pıt hava kabarcıkları şeklinde yüzeye çıksada bu sevincimi bastıran bir olay varki açık bir mezar bulsam gidip yatacam ...o denli...sanırsam ömrü hayatımda  bu kadar çok migren atağını arka arkaya hiç geçirmemiştim gibi geliyor...hormanal migren var kızım sende, al şu bitkisel ilacı dengelen demişti doktor... son bir buçuk iki yıldır takılıyordum öyle...meğer ne büyük bi nimetmiş..geçen ay ilacı bulamadım ..halada bulmuş değilim..söylenenlere göre ilacı çıkaran firma kapanmış...kriz beni kafadan vurdu yani... uzun bir tır filosu üzerimden geçmiş gibi beş on hanzo gelip tekme tokat girişmiş gibi sanki çok yüksek bi tepeden yuvarlanarak inmiş gibi yorgunum .... hadi vucudum kusmaktan ve ağrı nöbetleri geçirmekten yorgun ama yok yok kafamın içi düşüncelerim bile yorgun ... ben bu ilacın biteceğini bilemediğimden geçen ay gittim yüzme kursuna yazıldım ...feci korkarım denizden havuzdan hatta su birikintilerinden bile...duş alırken bile suya yüzümü tutamam sabahları yüzümü yıkamaktan acizimdir..kışsa hele o su burnumdan yukarı çıkamaz....neyse ben böyle bi cengaverlikle bi şansımı deneyip başlayayım dedim gittim yazıldım kursa..ilk ders büyük havuzu görünce küçük dilimi yutacaktım ...olimpikmi deniyo ne..foş foş atlıyo hatun kişiler ben böle bön bön bakıp kaçsammı diye düşünüyorum ... neyseki küçük havuz varmışta ordan besmeleyi çektim....hoca geldi daya gıdıyı ayak çırp dedi... benim gıdı havuzun kenarında gözleri hocadan alamıyorum ..uzun zamandır böyle bir fit hatun görmemiştim bu kadar yakından...allahım yaw ben neden yüzmeyi meslek edinmemişim bu vucut bende olsa felan diyorum ...hayaller ..ayaklar çırpılıyo felan...nefes al sok kafayı burnundan nefes ver felan ne derse yapıyorum ...kendime şaşıyorum ...dersin sonuna gelindi ...hatun demezmi bayanlar büyük havuza....nasıl yaw ben ilk dersteyim daha...üç buçuk kıvamında havuzun kenarında bekliyorum ...hoca suya atladı sözde bize gösteriyor...bişeyler diyo ama ben nasıl hayranım hatuna...artık abazalıktan demeyeyimde güzele olan düşkünlükten diyeyim cümlem şık olsun hatunu öyle hayran hayran izliyorum ....bir uzun sopa var..boğulan olmaz korkmayın atlayın dedi... ben burdayım ..havuzdan bir çıktı memeleri hala gözümün önünde...yapay desem yapay değil taş desem yeridir... memeler 90 derece açıyla bana bakıyolar bende onlara...neyse ...baktım  penguen sürüsü gibi atlayan atlayana...para vermişim o kadar boşa gitmesin atlıyorumm yaw gelsin kurtarsın beni bu fıstık dedim ...gluk gluk battım tabiki...ama çubuğu görüp tuttum ve fit hatunu beni kenara çekmesiyle kurtardım paçayı...ilk dersi böyle bayan fite olan aşkımla atlattım ve hayret bişey ki yıllarca olan tüm su korkuma şu an gülüyorum ..akşam gittiğim 5.dersti... bundan önceki 2 derse gidemedim ...ara vermişim bi de migren atakları felan heç halim yok güzellikte bi yere kadar ama para vermişim ya ona kıyamayıp işten çıkıp gittim..ama soyunup mayoyu giymeye bile halim yok.... neyse başladı ders..sırt üstü yatıp ellerini kullanmadan ayak çırparak ilerlemek gerekiyo..bayan fitin arzusu bu yönde...ben ilerliyorum başımda bağırıyoo...sık popoyu çırp ayağını..... yaw benim ayağım yok...performans sıfır...sanırsın tüm gençliğimi hızlı gece hayatında geçirmişim ...her  gece şişelerin dibine vurmuşum ciğerlerimi sigara paketlerine gömmüşüm....daha çok uyku gözlüğümü takıp sırt üstü suda yatasım var ....son enerjimi havuzun dibine saldıktan sonra kös kös eve döndüm ...yılların masabaşı insanı olarak anladım ki hayatın dötüne vuraymışımda ancak bu kadar yaşlanabilirmişim... bundan sonra hareket etsem biraz iyi olacak sanki.. he he...ama gerçekten ve gerçekten şu an bu yazıyı yazmam bile tüm eforumu alıyor yaw...yıllarca bana bişey olmaz demiştim ama yaşlanma sürecimin bu denli hızlı gelişeceğini tahmin edememişim ...bu sabah itibariyle fit hatuna iki çift sözüm olacak ...bacaklarım acıyo oturup kalkamıyorum ...memeler nasıl öyle olacak sen onu söyle...
not: athena müptelalarına müjdeyi vemek isterim... yeni albumleri çıktı...bu yaz istda konserleri olur inş ..çok özledim şahsen kendilerini..en son mtv lansman partide canlı dinlemiştim .. bir tık tık la gene dinleyelim...

puf

11 Mayıs 2010 Salı
   

                                 
                                      çocukluktan kalma bir alışkanlık, vazgeçemediğim tat ..

hınzır hızır

5 Mayıs 2010 Çarşamba
bugün hıdırellezmiş..buyrun bakalım ...ahırkapıda şenlikler varmış...yok gidemem çok yaşlandım ..halbuki bayılırım iki sallanayım el şaklatayım ama yok yaw kafam kaldırmıyo hiç..ben daha çok bu bonus fırsat gecesini nasıl değerlendireceğimi düşünmeye başladım şu saatten ...şimdiden birşey unutursam diye panikatak hallerdeyim...müptelasıyımdır bu hıdırellez olgusunun...yıllardır hiç kaçırmadan dileklerimi listelerim ..hatta ve hatta çizerim o da yetmez altınada açıklamalı yazarım ...her yolu denedim ..kağıdı alıp gül dalına koymayı,pencerenin dışına yapıştırmayı ,balkona bırakmayı,bahçede toğrağın üstüne bırakıp taşlarla sabitlemeyi,kumsala inip kumlara çizmeyi...oluyormu ...tutturabildimmi...şaibe var..hani diyolar ya hızır gelip üstünden geçerse hepsi gerçek oluyor benimkilere eteğinin ucumu desem saçının telimi değiyor bilemiyorum ...acep yakındaki bir dileğe giderken rüzgarımı yalıyor anlamadım ...çünkü en tırt olanları oluyor en çok istediklerim bir türlü gerçekleşmiyor...bana gelince hep hınzırlığı tutuyor..işin hızıramı kaldı diyenlere cevap evet..hızıra kaldı şekerim ...ya tutarsa ...en az üç beş ay idare eder beni ...şunuda istemiştim bir olursa hadi hızırcım sevindir şu garibi diye yuvarlanıp giderim ...bana hızırdan daha çok umut verebilecek bişey tanımıyorum ...yersen ...hınzırcım ben hiç sana kırgın değilim...bu akşam beklerim ben hazırlıklara başladım buyur gel...

: )

3 Mayıs 2010 Pazartesi
müjdeler olsun bana... tazecik bir hatun olarak anneme benzemeye başladım ...aman ne ala...ne ala...annemin berbat bi kişiliği olduğundan değil tabiki  harbiden çok severim kendisini öyle böyle değil içten içe düşkünümdür o sevgiye amma velakin bağımsız kişiliğime bir saldırı gibi börtlüyor bu belirtiler...neyseki anne olmadığımdan şu hayatta anlamadığım daha biçok şey var onların hazzıyla kafa buluyorum ...yoksa öte yandanda keşke annem gibi yemekler yapıp uzun sofralarda kalabalıklar ağırlayabilsem ama kendi isteğimle hatunluk özelliklerinden ve hamaratlıklarından feragat ettim yıllar önce...ne yemek mutfak işleri ne temizlik ...mümkünse benden uzak dursunlar....hem o kadar kalabalığı kafam kaldırmıyor...neyse nedir bu börtleyen şey derseniz olayı şöyle izah edeyim;yıllar yıllar önce benim ilk gençlik yıllarıma tekabul ediyor durum ailecek yazlığa gidilip geliniyor..arabayı ben kullanıyorum gururla...fonda ya muazzez ersoy çalıyor ya da zeki müren ..evet inanılılır gibi değil ama müziği değiştirmek imkansız baba kendini bozuyor...bende arabayı bana kullandırıyorlar diye sesimi çıkarmıyorum hatta vurmuşum olayın dötüne hareketli şarkılarda eşlik ediyorum (sanat müziği repartuarım inanılmaz genişliktedir bu sebepten) anne baba keyiften geberiyor böyle bir evlat yetiştirdik gururuyla.... ama annem bununla da yetinmiyor trakya nın ayçiçek tarlasını görüyor sağda..çekelim evladım sağa...arabadan iniliyor ( o dönem annem pöfür pöfür keyif sigarası adı altında sigara içerdi şimdi tam bir yeşilaycıdır)yak bi cigara durumu ..omuzlarda hırka...oh efendi hayat bu ..ne güzel ..benide çağırır hatta at şu ayakkabılar gel toprağa deysin ayağın ...sigara biter arabalara binilir..biraz gidilir..pat solda bir gelincik tarlası ...çek sağa ..aman ne hoş ne hoş ...biraz duralım burda ..yak bi cigara...yol uzar benim sinirim bozulur artık tam gazı almış niye duruyoruz neyin nesi bu börtü böcük sevgisi bi mana verememe durumum iliklerime işler..tek beni mutlu eden yanı müziği bu aralarda kapatabiliyor olmamdır ...radyoda kafama uygun frekansı bulamadan tekrar yola koyulunur ama ne çare...asab bozukluğu içinde yazlığa varılır...yazlıkta geçirilen günler boyuncada bu börtü böcek sevgisi şaha kalkar...annem envai çeşit nebatla ilgilenir yok böğürtlen topladım reçel yaptım ebegümeci topladım börek yaptım diyerek nirvanaya ulaşır...neyseki ben level olarak daha aşağıda bi kademedeyim şuan ..geçen hafta geberiyorum nezleden ses çıkmıyor...salya sümük öksürük yatıyorum evde..bi dellendim ne yatıyorum ben şimdi diye..hava güzel çıkayım gideyim tarlaların olduğu tarafa toprağa basayım bana iyi gelir kanısı oluştu bir anda...fırladım çıktım dışarıya..zaten şehirden uzakta resmen trakya da oturuyorum...pıt sitenin altı tarla...ordan bir başladım dolaşmaya kaç saat bilmiyorum ..eve gelince o halimle nasıl o kadar turladım kendime şaştım ...zaten bahar başladığından beri nerde bir çiçek açmış bir ağaç pırtı vermiş ben burnunun dibinde bitip fotoluyorum ... bir doğa düşkünlüğü ki gözlerim doluyor...annecim öperim yanaklarından ve fotolarımı sunarım sizlere ...amma konu bağlarmışım he he...gökyüzüne uzanan renkler..buyrun bakalım :)
                                                    
                                                          fotoların devamı için tıktık
                                                  fonda bulunsun gönüllerimiz hoş olsun 
                                                          zeki müren den olmasada 
                                                                     aşk bu değil
                                                                           tıktık    

!

29 Nisan 2010 Perşembe

Jülide Özçelik (Sebep)


bugüne dair tıktık


en son izlediklerim

26 Nisan 2010 Pazartesi
leonardo dicaprio ve mark ruffalo nun  oyunculukları gerçekten iyi bu filmde...dicaprio nun oyunculuğundan pek haz etmesemde bu filmde zirve yapmış bence..filmin konusu çok basit bir şekilde başlasada malum işler öyle gelişmiyor...aslında kurgusu ve çekimleri çok güzel...50li yılların detaylarını çok sevdim ..hemen başta anlaşılmasada filmin sonu anlaşılıyor keşke o gizemi koruyabilseymiş film ama genede güzel..sıkmıyor ve sürükleyici... çok büyük bir dram yatıyor olaylara sebebiyet veren ve insan zihninin kendine nasıl sonsuz inceliklerde oyunlar oynadığına en güzel örneklerden biri bu film herhal ..kitabıda varmış ama ben okumadım..

sandra bullock un oscar kazandığı film....sandra hanım çok şahane bir oyunculuk mu sergilemiş...bence hayır...galiba konunun büyüsüne kaptırılmış bir ödül ... konu gerçek hayattan alınmış .. evsiz bir çocukken iyi bir aile tarafından büyütülerek  NFL'de en iyi oyuncu seçilen Michael Oher'in hayatı anlatılıyor..koca mike' ın bakışlarıda insanın içine işliyor hani yani... gene büyük bir dram ..filmdeki favori adamım koca mike 'ın erkek kadreşi rolundeki jae head oldu... adam olacak çocuk 7 sinden belli olurmuş diyelim ve filmide böylelikle geçelim..




dünyaya bişeyler olmuş nolmuş bilemedim ben ... atmosferde bi olay var herhal ...bitki yok ..yemek yok ..hava soğuk ..açlıktan ve sefaletten eşkiyalar ve hatta yamyamlar türemiş..bu hengamenin içinde ülkenin kuzeyinden güneyine denize ulaşmaya çalışan baba-oğul'un yol boyunca başına gelenler anlatılıyor...çocuğu olanların izlemesini hiç önermiyorum ...çok duygusal an var insanın kalbini delen ... bütün o drama rağmen baba oğulun arasındaki bağ ve oyunculukları açısından illaki izlenmeli ..gözlerim dola dola izlememe rağmen çok beğendim ...öneriyorum..




george clooney varsa izlenmeden geçilemeyecek bir filmdir zaten..bu adam yaşlandıkça daha da bi karizma mı oluyor ne..film çok sürükleyici ...eğlenceli ..öyle akıp gidiyor... sonunu kesinlikle beklemiyodum ...final süpriz... tam pazar gecesi sinaması tadında..ii seyirler

kosmos

24 Nisan 2010 Cumartesi
herşeyin bir ilki vardır....bende ayıptır söylemesi ilk kez bir reha erdem filmine gittim...arkadaşım kian bütün filmlerini izlemiş..kosmosada beraber gidelim dedi...filmlerin konusu hakkında detaylı şeyler anlatmayı çok sevmiyorum izlemeyenlere hiç süprizi kalmıyor gibi geliyor ama bu filmde anlatacağım o kadar çok detay var ki anlatmamak için kendimi tutmaya çalışacağım...baş roldeki asıl adam battal öyle bildiğimiz sıradan ademoğullarından değil... kendi yaşam tarzını seçmiş...fazla söze gerek duymuyor ama ağzını her açtığında söylediklerine  katılmamak imkansız...her inancın ortak düşüncelerini battal kendinde toplamış...kendine kosmos diyor... yaşamda aşkı arıyor..aşk hastası olarak nitelendiriyor kendini...film boyunca küp şeker ve çay dışında yediği bir şeyi göremiyoruz...uyuduğuda muamma...çalışmayı emek harcamayı çıkar gözetmeyi reddediyor...tercihleri açısından bence tam bir kahraman kosmos...filmin  görüntüleri ve çekim açıları çok etkileyici...insanların acıları ve kaderleri hayvanlarla yüzleştirilmiş filmde..film boyunca arkada savaş sesleri duyuluyor bu da sizi devamlı diken üstünde tutuyor...ben filmi çok beğendim ...özellikle neptunle kosmosun aşkının zirveye ulaştığı, hayvansal içgüdüyle yaptıkları odadaki dansları diyecem; çok etkileyiciydi...bu arada sinemada 4 kişiydik hem de iş çıkış saati olmasına rağmen ...ben bu film desteğinizi bekliyor diyorum ..iyi seyirler ..
fragman için tıktık

bu sabah

20 Nisan 2010 Salı
 
 .
 .
evet 
bu sabah istanbul böyle....
  

biri beni gözetliyorrr

12 Nisan 2010 Pazartesi
6 yıl oluyor bu eve taşınalı galiba ..benden bir yıl önce sevgili oturmaya başladı son beş yıldırda beraber takılıyoruz...ben geldiğimde sevgili kişisinin komşulardan bi haberi yoktu ...dedim ben geldim tanışırım birileriyle... hayal ediyorum ki işten geleyim biri çorba getirsin ..çalsın kapıyı bugün gün vardı alın kısır ..börek kıymalı kokmuştur...kaymıyım valdemin 52sini yaptık un helvası ...bu ayda aşure ayı imiş ..buyrun efendim narları bol koyduk .....mis tarçın kokuları .... belki kafadengi hoşsohbet bir çift vardır film izler abuk sabuk şeylere güleriz kayfe içerken ....ama bende o şans kısmet nerde....
 ben dedim bunlar benim sesimi bi duysun bakayım canayakın insanlarmı bi deneyeyim ...şahane fikirlerimden bir örneklemeyle gidip kat kapısında bağırıyodum olmadık zamanlarda ..ay vurma....komşular...kurtarın beni .... yok ..gelen giden yok ....sevgili beni kapıdan çekiştirirken deli deliye baka baka delirir hesabı oda kadın kadın dövdürtme kendini bana nidaları atamadan edemedi ....kıs kıs gülüp eğleniyoz nasılsa şeyine takan yok hesabı ..
  velhasılı karşı dairemiz ilk zamanlar boştu ...sonra birileri geldi biz de bu oyunları bıraktık... gece işe gidiyolar ..biz eve onlar işe....selam sabah yok ....bi sabah uyandık taşınmışlar ...duyduk ki ev sahibine kiraları faturaları takıp vınnn ...adamın içinde nasıl bi yara yaptıysa evi sattı..sonra 2 çocuklu genç bi çift taşındı ....galiba tarikatlılardı ..çarşaflı hatunlar gelip gidiyo ....adam beni görünce asansöre binmiyo ....ben kapıyı açıyorum hatun pat kapıyı kapatıyo ...ben sesleniyorum ..komşu benim ben korkma işe gidiyorum kapıyı açmıyor...hatta ve hatta bi yılbaşı gecesi biz evde iki baş otoboka gülüp eğleniyoz bu karşı daireyle ortak duvarımız var hök hök duvara vuruyolar..önce üzerimize alınmadık ....sonra dedim neyse içimden güleyim bari... bütün yıl bu sesle geçmesin ...sonra gene bi akşam eve gelirken gördüm ki daire boş ...kiralık felan yazıyo .... sevindim valla....bu sefer ii bişey gelecek hissediyorum diyorum....al sana iki çocuklu bir aile daha....aynı tas aynı hamam....zaten benimde umrum değil ....umudum kalmamış ...apartman çocuklu ailelerden geçilmiyo ....bir üst kat hatunu vardı ki çocuklarına bağıran, çıkıp kafasını asfaltlara süresim geliyodu hatunun ....bu hatun beni delirtmekle kalmayıp bi dönem işsizlikle başetmeye çalışıp evde gündüz barınan sevgiliyide çığrından çıkartmış ...tarkan..ebru gündeş ..sibel can sonuna kadar açık  bi sesle dinlemeye yelteniyomuş hoopppp 5 dk sonra sevgili site yönetimini arayıp hatunun kapısına görevlileri yolluyomuş ....onlarda taşındı ....gelen yeniçift sessiz sedasız barınıyo bakalım ...bende alıştım bu komşusuzluk sistemine zaman içinde...aksi surat girip çıkmaya başladım apartmana....çokta fifi....
geçenenlerde trafiği delip biraz erken denecek saatte eve vardım ...apartman kapısında bekleyen bi hatun genç tesettürlü ...(galiba apartmanda tek tesettürü olmayan hatun benim gözlemlerimden çıkan sonuç budur..)dedim benim anahtarım var açayım kapıyı ..dedi ben seni ilk görüyorum ...yenimi taşındın .... allahım biri varlığıma şahit oluyo şu an en somut halimle  diyorum içimden bi sevinç kapladı beni... en sevimli halimle hayır şu kadar zamandır burdayım dedim ...hatun hayretlere gark oldu ..dedi nasıl tanışmayız bu apartmanda herkes birbiriyle samimidir..yenilir içilir... (bazı sabahlar burnuma gelen hamur kızartması sucuklu yumurta kokuları tekrar burnuma geldi o an )sen hiç görünmüyosun ..dedim işte erken çıkıyorum akşam geç geliyorum iş yeri uzak trafik anca ....bu beni tanımadığını söleyen hatun kişi demezmi evet sabahları kör karanlıkta çıkıyosun eşinle görüyorum çocuğun servisini camda beklerken ....haydiiiii.....hani tanımıyodun ulleeyyynnnnnn diye haykırasım geldi...senin kocanda şu saçları atkuyruklu olan iri adam değilmi.....gerçi saçlarını kestirdi ne zamandırda görünmüyo...yemin ediyorum yüzümdeki bütün mimikler dondu kaldı o an ..kanım inceden donmaya başladı ....zaten farklı müzik dinliyosunuz baya gürültülü ...hoppala paşam malkara keşan .....eeee başka..dök eteğindeki taşları ....bende 11 numaradayım illaki gel ....allahım bu hatundan nasıl sıyrılsam diyorum ...telefonum çalsa..ah arabada poşetimi unutmuşum desem ...hatunun  beni bağrına basması an meselesi ki bunla başedebilecek güç bende mevcut değil ....dedim işler hergeçen gün yoğunlaşıyor haftasonu bile çalışabilirim ..kısmet ...hadi size ii günler...... eve girip allahım 5 yıldır komşusuz hayatı bana nasip ettiğin için şükürler olsun iki rekat şükür namazı kılasım var ama borcum olsun diyesim geldi..... biri beni gözetliyo psikolojine kapıldım ..şizoya bağladım resmen ....nasıl atarım bilmiyorum ....ama asansöre binmeyip yürüyerek çıktığım merdivenlerde kapı deliklerine gözlerimi dayayıp çıkıyorum yukarıyo ..bazende el sallıyorum ...nasılsa bakıyolardır bana diye.... kapıya yazı yazasım var şu an evde değilim ... bi de arabaya binmeden pencere kontrolu yapıyorum varmı bakan ...neyse yakında geçmesini umuyorum bu tribin ...yoksa taşınasım var yaw...

bu da geçer yahu

9 Nisan 2010 Cuma
şu kış gitsede bahar gelse diye kışa etmediğimi bırakmadım ..yokmuş hiçbir suçu ..ne bilem ...bahar geldi ben çıkamadım şu buhrandan ..bırak çıkmayı dibe çekmesin diye tüm kenarlarımdan tutunuyorum  kendimin ... neyse biraz müzik biraz kahve biraz uyku .... ne diyelim : '' bu da geçer yahu''
fonumda çalan tıktık

nisan geldi hoşgeldi :)

4 Nisan 2010 Pazar
devamı için  tıktık